31 Ağustos 2010 Salı

koku:

"bir kişiye aitse eğer hafızada kalan. onun yokluğunda can acıtan, burnunun direğini sızlatan şeydir... o kokuyu duymak, onun yakınlarda bir yerlerde olduğunu hissettirir, sanki "buradaymış" gibi düşünmenize sebep olur aklınıza oyun oynar. tehlikelidir... acıtır..."

"peşinden sürükleyen, sürükleten... zamandan öteye..."

"bellekte yerleşik bir zaman makinesidir. bir nefesle elli sene öncesine götürüverir... aniden... insanları görür, sesleri duyar, renklere bakakalırsın."

"bakışlar, sözler, yaşanılanlar bile unutulabilir belki ama koku daima hatırlanır nedense. koku hatırlandığı anda, unuttuğumuz sandığımız şeylerin aslında hala orda olduğunu görürüz. işte hafızanın acıtan kısmı bundan sonra başlar..."

"mekanlara, zamanlara, hayata bırakılan imzadır."

*parfüme takıntılı olduğumdan adı yok dergisinin 52. sayısında okuyunca koştum geldim yazdım :)

22 Ağustos 2010 Pazar

uuiiyy ağlarmişum meğersam

film izleyerek sabahladım bu gece. öncesinde büşra..
ucundan dokunmuyor değil hani. kabuk altı yaralarımı sızlattı biraz. biraz ama. eskiden olsa onda da kesin koyverirdim. ama kurumuştum hissizleşmiştim. gözlerimde buğulanıp kayboluyordu artık hüzünlerim.




ardından yüreğine sor.. 
başta çok folklorik geldi film. habire türkü söylemeler horon tepmeler.. ama gerçek olan bi aşk vardı. farklı dinden olsalar da onlar vazgeçmeyeceklerdi. ama yok illa çıkıcak birisi silah zoruyla sahiplenmeye çalışıcak hakkı olmayanı. tabi seven ne yapsın? (izleyen olursa diye söylemicem bu kısmı) dillerde dolaştı sevdası.

ve ben bunu seyrederken-inanmayacaksın- hüngür hüngür ağladım. boğazıma kadar gelip gözlerime de ulaştı nihayet. hıçkırabiliyordum. kirpiklerim sırılsıklamdı. yanaklarımdan sapır sapır gözyaşı damlamayalı o kadar olmuştu ki..parmaklarımın yüzümdeki nemli dokunuşlarını hissetmeyeli..

demekki gözyaşımı çalmamış biri. ardından ağlanmayacak kadar basitmiş. o kadar derine saklanmış ki gözyaşım çıkması için bir sevdalının ... ... gerekliymiş. ( inan sürprizi kaçardı)

yine betüllüğümü yaptım.nasıl; şevval sam masalcı rolünde anlatıyo bu acıklı aşk hikayesini. derken kadının teki sözüm ona başlıyo ağıt yakmaya :D ama allahım o nasıl bir tip nasıl bir ses tonudur..gözyaşlarıyla gülme krizine girdim. neyse ki film sonunda duygusal bi müzik koydular da ağlak moduma geri döndüm.



aynaya koştum hemen.sulanmış gözlerimi izledim kuruyana kadar. kimbilir yaşlar kaç zaman daha  uğramayacaktı bu gözlere kimbilir kaç zaman daha gerçek aşka şahit olamayacaktım. film bile olsa..



ha bunu dinleyesun

bisikletime aşık olan kedi :P

uzaktan farkettim onu. öylesine bir kedidir diye geçip gidicektim yanından. sonra mavi gözlerine takıldı gözüm. zaafım. durdurdum bisikletimi. ben uzaktan severim hayvanları. çekingen bi şekilde izledim önce. miyavlamaya başladı. beni götür dediğini hissediyordum. aklımdan geçmedi değil. koyup sepete tıngır tıngır götüresim geldi. ama ya beceremezsem. evi pisletirse. besleyemezsem hayvan açlıktan ölürse. hem ben uyurken ya yatağıma çıkarsa yüzümü gözümü yalarsa. ı ıh. bana göre değil.
çekingenliğim yavaş yavaş gitmeye başladı. aklıma hep onun küçük bir kedi olduğunu ve en fazla ne kadar zarar verebileceğini getirdim. öyle öyle dokunmaya başladım bile. iyice yaklaştı. tuhaf olanı gözümü converselerime ve bisikletime dikmişti. ayağımı çekince bisiklete yöneldi. jantlara sürünüyo tekeri ısırıyo tırmalıyo zincire tutunuyo falan.. :D tamam bisikletimin çekici olduğunu biliyorum ama bu düpedüz tecavüz be kedicik :D sırtını okşayıp dikkatini bana vermesini sağladım. ama kedinin tuhaflıkları bitmedi. tuhaf tuhaf kasılmalar gerinmeler. ağzını avcuma değdirmeye çalışmalar..:D kucağıma almamı bekliyo garibim. ama imkansız be güzelim.. evden paldır küldür çıkmıştım. çantam olaydı ıslak mendille falan siler öyle kucağıma alırdım belki ama. o şekilde hangi pisliğe ağzını soktuğunu süründüğünü bilmeden fazla samimi olamazdım:D:D ıyy düşününce daha kötü oluyor..yine de o masmavi gözleri olmasa dönüp bakmazdım. bu bile fazlaydı ona :P belki biraz tombul olsaydı daha farklı olurdu. çok çelimsizdi be hiç albenisi yoktu. hem sanırım çingenenin teki besliyordu onu. süt falan koymuştu. vicdanım da rahattı :D
sonra o da yüz bulamadığını anlayınca arabanın altına kaçtı yavşak. :D ben de hıh diyip sürdüm bisikletimi yoluma devam ettim. :)

bi de bi de bu bulutu çok sevdim de şeyettim öyle :D

21 Ağustos 2010 Cumartesi

saçmalıklar silsilesi-...

bilmiyorsun bunu. ama ben her yaz gecesi böyleyim. yalnız, bunalmış ve yazmaktan başka rahatlatıcı meşgalesi olmayan. yazınca rahatlıyor muyum emin değilim. içimde kalmıyor ya o iyi işte.

şeftaliyi çok severim. gittim buzdolabına sevinçle kaptım birisini evirdim çevirdim. ezik yanlarını görünce koydum yerine. bakmadım diğerlerine. bi şey çöktü üstüme. birazdan yine giderim gerçi. şeftaliyi seviyorum.

sıkkınım işte. hiç bir şey yapamadan. daha doğrusu yaptıklarım bi işe yaramadan ölücekmişim gibi. ne kadar küçüğüm ne kadar görünmezim.

hayallerim ve ben sap gibi kalıcaz. o olucak..

dinlersen mutlu olurum..:/

20 Ağustos 2010 Cuma

oruç..

hiç bir şekilde kimseyi yargılamıyorum. mesaj verme kaygım da yok. söyliyim de :P

bu ramazan bir farklı düşündüm orucu. belki bu ramazan daha zorlandım ve kendimi sorguladım. geçen bir arkadaşım(canım benim) bir şey söyledi: oruçlu bi insan karşısındaki oruç tutmayan birinden saygı beklememeli. eğer oruç nefis muhasebesiyse bir bakıma ve anlamaksa açları. durup düşünmeli. evet kimbilir ben de açların susuzların önünde karşımdakini hiç düşünmeden yedim, içtim. ve benim bu halim belli bir saatle sınırlı. onlarınsa suyu yemeği vaat eden tek bir dakikaları bile yok. ve ekledi bence her müslüman ramazan dışında gizlice oruç tutmalı. kesinlikle haklı. ben de sevmem oruçlu birinin hiddetlenerek saygı beklemesini. ama oruç tutmayan birini gördüğümde hiç bu şekilde düşünmemiştim.

bazen tuttuğum orucun kabul olup olmadığı hakkında endişelere kapılıyorum. ya her şey boşu boşunaysa. ya kabul görmezse diye. ama sonra farkediyorum. Allah'a duyduğum o muhteşem büyük sevgiyi. yani burda 10 adım ilerdeki buzdolabının içinde soğuk su dururken bense şu sıcak ağustos günü susuz kalmayı tercih ediyorum. bunu bana yaptıran sadece sevgidir. herkese de öyledir. böyle düşününce daha bir rahatlıyor içim. niye insanlar önlerindeki nimete aslında ihtiyaçları varken yüzçevirsinler ki. bu yüzden oruç tutanları görünce sanki akrabamı görmüş gibi oluyorum. ayrı bir kan çekiyor. hele artık oruç bilinci seyrekleşmişken. ramazanla gelen iftar sahur reklamlarına da bayılıyorum. niyetleri sadece dikkat çekmek ve para kazanmak olsa da. yapımcılar ya da oyuncular oruç tutmuyo olsa da. değer verdikleri için ve bunu devam ettirdikleri için. sevilmeye değer işte.

ve ramazanın getirdiği ayrı bir canlılık oluyor. sultanahmet ve civarında özellikle. o panayıra bayılıyorum. :) pamuk şekerdir macundur hepsi ramazan da ayrı bir güzel oluyor. hani ramazan dışında belki aramam macunu ama ramazan gelince bi yiyelim diyorum :D bu sene daha nasip olmadı ama geçen yıl baya gitmiştim. bu arada sultanahmete gelen hatay künefecisine mutlaka gidin. yediğim en iyi künefelerden ve istanbulda hiç şubesi yok. zaten önündeki kuyruktan anlarsınız :) gerçi bu yıl biraz değişik olucakmış panayır yerleşimi. beyazıta standlar falan kuruluyodu en son.bitmeden ramazan bi görmek lazım :D acaba diğer illerde nasıl? istanbul her konuda olduğu gibi ramazan için de ayrı bi özel ama mesela izmirde nasıl hissediliyor? iftar vakti sokaklara çöken ıssızlık orda da var mı? restoranlarda ayrı iftar menüleri oluyor mu orda da? neyse ne canım benimki de soru :D

ve dearcım iftara kadar Allah kolaylık versin. haydi görüşürüz.. :D

19 Ağustos 2010 Perşembe

işte burdayım

yeniler için bi açıklama yapma gereği duydum. bundan önceki yazılarım http://deardear90.wordpress.com/ 'a ait. bundan sonra buradan devam edicem. oraya da aynı zaman da kopyalayabilirim gerçi. kararsızım. neyse hoşgeldik madem :)

sızlayan yara olarak gitar..

bir sevgi pörtlemesiyle yazıyorum. çünkü biricik bir insan yazmam gerektiğini söyledi. seni seviyorum biricikim. muckss.. mevzu bahis olacak konumuz bu akşam naçizane bendenizin yüreğinde sızlayan bir yaradır. efendim çok fazla uzatmadan mevzuuya gireceğim.

benim bir ev arkadaşım var efendiler. şimdi değil ama ben ona eski ev arkadaşım demeye utanıyorum. o benim her zaman ev arkadaşım olarak kalıcak. güzel insan.. ahh. özledim. :( evet. o insan ara tatilin bitimine yakın gitar kursuna kayıt açılmış diye haber verdi. ben de bi ilgi öbeği oluştu tabi. ne de olsa müzüğü severim. hemi de gitarlan yapılırsa. işte koştura koştura bi heycan bi sevinç başladım kursa. hayatımın dönüm noktalarından biri oldu bu. harika bir hocayla tanıştım. ona harika kelimesi hafif de kaçıyor olabilir. duruşu, sesi, kültürü, bilgisi, insana yaklaşımı, sabrı, mütevaziliği... her şeyiyle insanı büyüleyen bir varlık. allah sizi inandırsın, eğer hala gitara devam etmek istiyorsam sırf o hocanın sohbetinde bulunmak için. sırf onla biraz daha aydınlanmak için. yoksa benim asıl istediğim yan flüt. çocukluk hayalimin ölene kadar hayal kalmasını istemiyorum. ama yine de erteliycem. öyle bir gitar çalışı var ki anlatamam. ondan iyisini dinlemedim desem bence yalan olmaz. kendisinin götürdüğü bir gitar konserine gitmiştik. çok sıkıldım. çekmedi. ama hocamın derste çaldıkları o kadar büyülüyor ki insanı. o an asla tahmin edemem yüz ifademi. gitarımı kucağıma alıp yanağımı yaslıyorumdur muhtemelen ve ağzım açık dinliyorumdur. o derece güzel çalıyor. üstelik üniversiteden sonra ciddi anlamda başlamış çalmaya. ve şu anda geldiği nokta inanılmaz.
gitardan çok beklentilerim yok açıkçası. akorları biliyim. bi şarkıyı duyduğumda ezgisini akorunu arpejini çıkartabileyim. ve kendi bestemi yapabileyim yeter. :D küçümsemiş gibi duruyorum değil mi? ama öyle daha ne isteyim. aslında başlarken ki heycanım ve hırsım olsa kısa zamanda başarabilirim bunu. belki.. ama her işte olduğu gibi giderek sönüyorum. bu sefer böyle olmasın ne olur. işte yazımın sebebi bu aslında. kendimi motive etmeye çalışıyorum. az zamanım kaldı ve ben diğerlerine yetişmeliyim bu arada. oof! :/

vakit kaybetmemem lazım dear. sım sıkı kucaklıyorum seni. hep benimle kal :)

günahh yaa...ne oldu yavrum sana, nooldu yavrum?

ve zaten hep kendime kızıyorum. bak yine yazmamam gerekiyor dear. kendimi küçük düşürmüş gibi hissediyorum. saçma sapan hadiseleri kafama taktığım için. ama çok kızgınım. şu sıralar hep öyleyim. yakında belki sana müjdeli haberlerim olucak ama umutlanmayalım. gülbeyazı izlemişindir dear. hayatımın aşk konulu dizisidir. onu izledikten sonra hep istediğim nefret temelli bi aşktı biliyor musun? hani baktığında o iki insan birbirini sevmiyormuş gibi. öyle istedim evet. ama bazen yaşadıklarım bu duamın kabülü mü yoksa baş belası mı ayırt edemiyorum. insanları kaybetme korkum da bu yüzden. ya o doğru insansa. ya kaçırdığımda tekrar bulamazsam..karşımdakinin ne düşündüğünü bilmiyor oluşum, bi sn. sonrasını tahmin edemem de çok can sıkıcı. kızgınlığım belki bu yüzden. ama doğru insanı bi gün bulucağıma eminim. belki onu gördüm bile. belki aynı otobüste sıkıldık. belki aynı vapurda denize baktık. belki aynı trende uyuduk. belki aynı kuyrukta bekledik. belki onu tanıyorum. belki hiç görmedim. belki farklı bi ırktan. ayrı dilleri konuşuyoruz belki. ne olursa olsun onu bulana kadar çok acı çekicem. çok defa insanların arkasından bakıcam ve gidişlerini seyredicem. acı çektiren iyidir. ama arada bir gülümsese, sırtımı sıvazlayıp geçicek dese olmaz mı? ondan sonra ne bok yerse yesin afedersin. ama dengelesin lütfen. azıcık belli etsin.. hı olmaz mı? çok çaresiz gibi duruyorum dear. ama beni görsen öyle demezdin. evet bu duruşumdan hiç belli olmuyor. bilmiyorum ya da ben öyle zannediyorum. her neyse öyle işte..

adam olmayanlar bi geri çıksın hayatımdan

yazmiycaktım oysa ki. iftar saati anneme kızdığımda da yazasım gelmişti. ama tuttum kendimi. şimdi hiç kasmıyorum. neyi saklamaya çalışıyorum ki sanki. insanları gözümde büyüttüğüm için başıma geliyor bunlar. annemi büyütmüyorum gerçi. herneyse kızgınım işte. kaybeden ben değilim ama.. aması yok!!

dip ses: unutamıyorsun!

belki de gerçekten yoktur senden iyisi. belki de pabucumun rakçısı derken hiç kimsenin anlayamayacağı bi özlem vardır sesimde. onu artık yenisi düşünsün derken de bi öfkeyi yutkunuyorumdur. az daha ağlıyordum demesem belki de ağlicaktım sayende. ayran gönüllü olmam güzel değil. ama şimdi acaba ayran gönüllü değil miyim diye şüpheye bile düştüm. kimse yok çünkü. kahkahalarımla hafızamdaki suretini bastıramıyorum. sorduğum sorunun cevabını merakla beklediğim kimse yok. derdini dinleyip dertlendiğim kimse yok. uyursam geçer biliyorum. kalktığımda yine küçümser bi edayla pabucumun rakçısı. banane ondan diyebilirim. daha gencim etrafta kimbilir kimler var diye umutlana da bilirim. nasip değilmiş diye tevekkül de edebilirim. ama ışıklar sönüp yalnızca kendi sesimi duyduğumda hep başa dönücem. evet senden iyisi yok meleğim dicem. bahtıma tükürücem nitekim. ve rüyamda seni göreyim diye binlerce dua edip gözlerimi uykuya teslim edicem.

ölünür de

saçmalıklar silsilesi-sabah sabah ne ayak?

ikindide uyanınca insan sabah ezanı okunmuş da olsa ki sabah ezanının bende ayrı bi uyutucu etkisi vardır yine de uyuyamadım. güle konuşa geçen sahurdan sora biricik yeğenlerim ve ilkokuldan beri sevgiyle kucakladığım arkadaşımla beraber. işte ezan mezan bi yarım saat daha takıldık bunlar uyudu tabi. kimse senin gibi ikindide kalkmıo hanfendi de diyebilirsin dear dear. anlayışla karşılıyorum. neyse benim gözler faltaşı. dedim bisikletime bineyim. hemen atladığım gibi ver elini sahil.


benim bi dedem var. 100 yaşlarında falan. dün iftardan sonra büyük ablam geldi bize. e heralde size gelicek nereye gelicek diye hiddetlenme hemen. ablacığım evli koca koca çocukları var ve evet ben bir teyzeyim :A neyse ablam geldi deden(m)le bi konuş ilgilen bak senden bahsediyo "betül de okuyo maşallah" diye seviniyo adamcağız... bişeyler bişeyler. dedim abla iyi diyosun da dedemin kulakları duymaz. beni gördüğünde hatice ablamla karıştırır. aa hatice sen misin yapar. ben ona bağıra çağıra betül olduğumu anlatana kadar bütün pendik beni tanımış olur. neyse böyle cevap versem de aslında ben de içten içe üzülüyorum hep. hani böyle çarşıda pazarda ya da mahallede görüyorum aaa dedecim diye atlamıyorum boynuna yüzüne bakıp gülümsemiyorum bile. o ortamda biri bilse onla benim dede torun olduğumuzu beni çok ayıplar. ama dedem kendi halindedir. hiç onla öpmeli koklamalı bi diyaloğumuz olmadı. marjinaldir biraz. ama seviyorum bana harçlık vermese de :P bi de geceleri o da uyumaz hep elinde baston bahçede dolanır durur. dedemle ortak yönümüz olduğu için buruk bi mutluluk oluyor. ama o gündüz de gezer ne zaman uyur bilmiyorum. neyse bak nasıl bağliycam gör. şimdi ben bisikleti aldım bahçeden çıkartıcam, arkadan dedemin baston sesi geliyor. baston dediysem tık tık değil böyle metalin betona vurması gibi şık şık. baston nası bişeydi incelemedim hiç. neyse böyle belli aralıklarla ritmik bi şekilde gelen şık şık sesi ben kapıdan çıkmak üzereyken kesildi. kapıyı açtım bisikleti çıkarttım kapıyı örttüm ve nihayet bana şaşkın şaşkın bakan dedeme büyük bi gülümsemeyle el salladım. o da bana başıyla eyvallah dedi. eneeğğğm. o an çok mutlu oldum. çok duygulandım. bi da hep gülümsiycem ona konuşmasam da beni tanımasa da.. seni çook seviyorum dedem. oyyy. :)


işte böyle manevi duygularla sahile indim sokaklar falan bomboş yarım bi aydınlık var. çok özgür hissettim kendimi. ama yusuf yusuf da olmadım değil uyanık adamlar gördükçe. çok komik bişey gördüm anlatiyim. sahilde çardaklar var. bi tane çardakta iki adam peşpeşe yatmışlar. ikisi de koyu saçlı aynı kilo ve boylarda açık renk gömlek ve koyu renk kot pantalon giymişler. ve ikiside ellerini yastık yapıp kıçlarını dönmüşler. komik bi manzaraydı :D şaşakaldım böyle noluyo lan diye:D

kargalarla ilgili değişik bi şey öğrendim. sahur vaktini beklerken konuşuyor idik. (sahilde karga görünce anlatasım geldi) kargalar direk göze saldırırlarmış. laf tabi besle kargayı oysun gözünüye geldi. annem dönüp demesin mi "sen de bizim gözümüz oyuyorsun değil mi?" ne kadar yanlış. bi anne bunu der mi. ama dedi işte ben de heman "beslediğine o kadar eminsin yani?" dedim tabi burda mecazi bi beslemek tabiri var. yoksa cılız biri değilim gayet semiz ve dolgun bir yapım var :D neyse gerçi onda bu kinayemi anliicak kapasiteyi görmüyorum ama olsun. sora laf karganın gaklamasına geldi. şimdi efendim övünmek gibi olmasın ama benim anacağım dini bütün bi insandır.( acaba benim çocuğum da benim için böyle diyebilecek mi diye iç geçirdim bir an) böyle konuşurken dini mesajlar vermeyi ihmal etmez. hadi bak karganın gak demesiyle hak dediğini çıkartabiliriz ama benim ileri zekalı annem "kalk"ı da düşünmüş. ve tabi sivri zekalı ve ortak genlerimiz olmasından her zamn gurur duyduğum yeğenim lafı koydu. "iyi de anane karganın türkçe konuştuğunu nerden biliyorsun" ahahahaha bir mutlu oldum bir göysüm gabardı :D:D( bu cümleyi yahşi batıdaki şerifin sesiyle hayal edin:D) tabi annem hala ama kalk kalk diyo işte diye ısrar ayaklarında. annemin sevmediğim huylarından biri. yanlışını asla kabul etmez. önüne bilimsel sonuçlar koy yok ı ıh annem yine diretir. oof anne oof. bazen çok korkuyorum yaşlanınca ben de öyle olucam diye.


neyse sahilden çıktım çarşıya girdim. vitrinlere bakına bakına ilerliyorum. amanın bi de ne göriyim. çoh güzel bi entari. oy aman amaaan diye bakakaldım. ortalarda da kimseler yokken bisikleti vitrine yanaştırdım öküz gibi baktım durdum. üstelik fiyatı yarıya düşmüş alsam alırım. ama öle bizim örfümüz adetimiz kaldırmaz o kıyafeti. böyle şey hayal ettim. bi tekne turundayım bi elimde meyve suyum bi elim konuşmama yardımcı jestlerle hoş bir eda katıyor şuh kahkahalarıma. çüş ne diyorum lan ben :D:D neyse işte anca öyle bi şey olcak da giycem ama çok beğendim çok hoşuma gitti. acaba alsam mı diye düşünürkene ilerde bi abiye gördüm. huuuv o neydi yareppim çok sade naif şık.. boynundaki inci detayı biraz tadımı kaçırdı ama böle bi düğün olsa da giyseydim dedim. gerçi amcamın kızı ramazandan 20 gün sora evleniyo. neyse içimden keşke telefonumu ya da fotoğraf makinamı alsaydım diye geçirirken ilk gördüğüm elbisenin yanına gittim tekrar baktım tekrar ağzımın suyu aktı. sora dedim kendi kendime neden gidip eve almıyorum ki? hem evdekilere de sorarım.

eve gidiyorum yaldır yaldır. çok eğlenceli bi şey keşfettim. bisikletimin önüne çıkan güvercinlerin uçuşması çok keyifli geldi bana. sonra ben pislik yapıp onların üzerine sürmeye devam ettim :L çok kötüyüm lan ben. ama çok eğlenceliydi. :D bu arada indirim indirim diyolar hakketen indirim var yani. uzun zamandır çarşıya pazara çıkmadığımdan mütevellit farkına varamadım. gerçi bu gün nasipse kot alacağım. aylardır daha zayıflarım ki ben diyerek almıyordum ama baktım şu sıralar kilo almaya başladım hemen alayım da kurtulayım dedim umarım allahm yareppim nolursun beğenirm de alırım. hep şu olur: sadece gezmek bakınmak için çıktığın zaman bi sürü şey beğenirsin ama sıra alış verişe geldiğinde illa herşeyde bi kusur olur. hiç sevmiyorum bu durumu :K gerçi yalovadayken maviden ve livesdan beğendiklerim olmuştu. istediğim basit aslında normal bel normal paça koyu renk böyle lap lacivert kot pantolon. ama heryerde yok zıkkım olası. gerçi bu gün şart değil serbest insanım ben hani recep ivedik 3te yapıyo ya serbest meslek oooh  serbest yani :D tam olarak böyle olduğundan emin değilim ama kastettiğim anlaşılmıştır heralde.

eve gittim aldım telefonumu. fotoğraf makinamı almadım çünkü şarjı yoktu. neyse yaldır yaldır mağzanın önüne gittim. çektim bi güzel. belki bu gün gider denerim lan. benim öyle piskopatça bi huyum vardır bişeyi çok beğendiysem ama alamıyosam( çok pahalıdır veya giyemiyceğim kadar açıktır veya pek sık giyemeyeceğimdir yani alsam bi anlamı olmazdır) gider denerim abi. aynada bakarım. bi kaç saniye mutlu olurum. sora çıkar giderim. böyle de gerizekalıyım işte :D



pendik uyanmaya başlamıştı artık. otobüs seferleri başlamış sportmen insanlar yürüyüşlerine çıkmışlardı bile. ve özgürlüğümün yavaş yavaş daraldığını hissediyordum. dönmekten başka çarem yoktu. bir zaferden döner gibi yorgun fakat tatminkar bir ruh hali ile evime döndüm. bisikletimi atımı bağlıyormuşcasına bağladım. bu asil havam aynada kendimi görünceye kadar devam etti ne yazıkki saçlarım karmakarışık olmuş perçemlerim geriye meyletmişlerdi. odaya girdim maalesef odam diyemiyorum bu da benim kanayan yaralarımdan biridir. neyse herkes mışıl mışıl uyuyor tabi. fazla vakit kaybetmeden bilgisayarı açtım. ve yazmaya başladım.

dear dear, yazılarımın gittikçe uzuyor olması beni korkutuyor. eğer sıkıyorsam bunu içine atma. paylaş..

ve dear dear günaydın.

bilinç altından gelen diyaloglar

-nen var kuzum? niçin susuyorsun? yoksa artık sevmiyor musun beni?
-dur yavrum. endişeleniyorum, ikimiz için, naşkımız için.
-endişenlme nekrem. kimse karişamiycak sevdamıza. ucunda ölüm bile olsa senden vazgeçmiyciğim.
-ah, nalan, naşkım, seni seviyorum. hadi kaçalım buralardan
-neriiiye?
-ilk önce küçükçekmecedeki yazlığa gideriz. pasaport işlemleri bitene kadar. sonra ver elini paris londra neriye istersen.
-oouu, nekrem çok mesudum.
-ben de yavrum, ben de

kendinden soğutan erkek modelleri

kurtlar vadisini takip eden erkek

hani bi de ordaki karakterleri hayatlarına geçirmeye çalışırlar. diziden bi kaç replik söyleyip imalı imalı susmalar lafı da nasıl koydum gibisinden. hiç ama hiç haz etmiyorum. nefret ediyorum o diziden zaten

ezeldeki dayı gibi konuşan erkek
böyle laflarının sonunu yeğenle bitirirler. beni de bitirirler. ıyyyy allahım evlerden ırak. kenan imirzalıoğlunu da sevmem hiç ne buluyorlarsa.. hiç..

kafasında saçtan çok jöle olan erkek
abooovv. yapmayın yavrum lütfen. beni sokak ortasında kusturtmayın. bi de saçma sapan şekil veriyolar böyle kalıp gibi oluyo beeyy..hayır yani doğal hali her zaman daha güzel gözlemlerime dayanarak söylüyorum yataktan kalktığınız gibi çıkın zira uzunsa tarayın yalnız. bi de saçlarınızı yıkayıp çıktıysanız hele oyy yumuk yumuk sevip koklamaz mıyım ben o yumuşacık saçlarınızı. akıllı olun adam olun.

günlük olarak takım elbise giyen erkek
bakın iş icabına kesinlikle lafım yok ama durduk yere hiç yoktan günlük güneşlikken hava böyle takım elbiseyle gezinenler. lütfen uzak durun benden.

giyinmesini beceremeyen erkek
zevksiz erkeğe hiç tahammülüm yoktur. e be kardeşim üstle altını birbirine uyduramıycak kadar özürlüysen kusura bakma da hiç mi etrafında zevkli birileri yok bi çırpın bi help de. gözünü seviyim öyle dolaşma.

öküz erkek
öküzden kastım böyle ince fikirli olmayan, hassas olmayan. ben şöyle şöyle yapıyorum ama incitir miyim kırar mıyım şunu söylemesem mi acaba diye iç muhasebesini yapmayan adamdır. patavatsız da diyebiliriz tabi. bir de sen açık açık söylemezsin bir şeyi hani biraz gizem katarsın cümlenin sonunu o getirsin gözlerimden anlasın dersin ama yok bu herif anlamaz ona böyle tane tane açıklama yapmak zorundasındır. lütfen azıcık anlayın bi şeyleri.

öfkesine hakim olamayan erkek
bi erkek öfkesine hakim olamıyosa ondan ne hayır gelir. öfke anında etrafı kırıp geçirmesi karşısındakine zarar vermesi kim olursa olsun. onu durup düşündürmüyosa napıyorum lan ben diyemiyosa yuh ona pes bişi demicem bu kadar.

kendi beceremediği şeyleri küçümseyen erkek
bakıyorsunuz efendim ortada bir yetenek var. iyi güzel sonra bi tanesi çıkıyor o iğrenç küçümseyici ses tonuyla böyle yayvan yayvan böyle ağzımın ortasına vur dercesine hata aramaya çalışıyor. be eşşek herif şu dünya da sen de bi işe yara da sonra ahkam kes.

hocayla kanka muhabbetine giren erkek
işte bizim sınıfta bir kaç tane var bunlardan. hayır erkek olup bi punduğuna getirip dövesim geliyor onları. ama sadece iç geçirip sesli bi şekilde hof! çekiyorum. erkek olan anlar artık ama işte orasını da sen düşün dear ne kadar anlayış bekleyebilirsin o adamdan pis gıcık.

bencil erkek
bu böyle paşadır. oturur makamında birileri ona fedakarlık yapsın. ekmek elden su göldendir onun hayat felsefesi. birileri çırpınsın karşılık görmek için o hiç tiiye almaz. işi düştüğünde canımdır cicimdir diğer zamanlarda bi tarafına takmaz. ya öyle işte. bencil pislik bişeydir naparsın.

ilgi gördüğünde götü kalkan erkek
en nefret ettiğim tiptir kendisi. böyle sen hoşlanmışındır biraz gururunu okşamışındır. ona sevgi gösterisinde bulunmuşundur. bu zatı muhterem hemen kabuğuna çekilir bi afra bi tafra halleri. bi marjinal takılmalar. boğucam bi gün o olucak. hayır aslında böyle yaptığı zaman direk sallamicaksın. öyle mi tamam. defol. bu kadar yani.

başka kızlarla her haltı yiyip temiz saf bi kızla evlenmek isteyen erkek
hadi len ordan benim ramazan ramazan ağzımı bozdurma. bence zaten bu sadece ütopyadır. adam evlendiği kızın saf ve temiz olduğunu sanar ama öyle değildir. ilahi adalet diye bir şey var ulen. güzelim genç kızlarımız o pis adamlar için mi yıllarca nefislerini tutmuşlar. te allahım ya güldürmesinler beni.

saçma sapan müzik dinleyen erkek
evet çok hassasımdır bu müzik konusunda. böyle arabesk gibi de hem rap gibi de acayip bişiler var ya bi de onları dinleyenler var. sktiriniz gidiniz efendim. (cem yılmaza hörmetler) adam dediğin adam gibi müzik dinler. rock dinler. teomanı sever. işte o erkek candır başımın tacıdır. oy yerim ben onu.

futbolu takıntı yapan erkek
bi adam için futbol karısından çocuğundan önde geliyosa o adam ölsün. bu dünyada yeri yok. işte bu kadar da acımasızım.

birayı severek içen erkek
aslında alkol alan erkek demeliydim ama bazen göz yumulabiliyor. ama severek içiyorsa birayı diğer içkiler ve tatlarından bi haber olduğum için sadede biranın o zıkkım olası tadını biliyorum hay bilmez olaydım binlerce kez töbe yareppim dinimiz amin. işte severek içiyorsa gitsin kendi iğrenç lanet dünyasında içsin. hem onla damak tatlarımız uyuşmuyor demektir. ne ben ona yemek yapabilirim ne onun yaptığı yemeği yiyebilirim. gerçi ben ne olsa yerim ya neyse...

ev işlerini ve yemek yapmayı kadının görevi zanneden erkek
bkz: bencil erkek ayrıca yemek yapabilen bi erkek candır. tadından yinmez. saygılar..

gezmeyi tozmayı konseri sinemayı sevmeyen kös kös duran çılgın olmayan kurallara bağlı yaşayan erkek
bak ne kadar uzun ne kadar sitemkar bi başlık. evet bu tabire uyan erkek yaşın kaç bilmiyorum ama sen huzur evine yerleş şimdiden. orda her gün aynı saatlerde yemek ye aynı saatlerde uyu uyan sevgili ihtiyar dostlarınla maziden bahset ve asla gözüme gözükme.

yerli yersiz konuşan erkek
hayır ben ağır abileri sevmem böyle ketumları. eğlenceli olucak komik olucak fıkır fıkır olucak gelsin canımı yesin. ama şu boş konuşanlar yok mu ay bi de espiri yaptıklarını sanarlar. allaam yardım et. susmazlar bir de habire laf kalabalığı. ay dayanamiiciğim çok sinirlendim.

orda burda caka satan erkek
her konuda illa bişi söylicektir bu herif. konu hakkında en ufak bi bilgisi olmasa bile. bi bilmiş tavırlar bi ahkam kesmeler. hiç bir şeyi beğenmez sanki o daha iyisini yapabilirmiş gibi. yazık. ailecek acıyoruz biz bunlara. onları türk hekimlerine emanet ediyoruz.

şimdilik bu kadar dear. aklıma geldikçe yazarım. :P

saçmalıklar silsilesi2

naman allahım! çok tatlı bi kız çocuğu gördüm bu gün 3-4 yaşlarında gözleri gri-mavi saçları düzdü. yavrum annesinin elinden tutmuş nasıl da hanım hanım yürüyordu. bakışlarıyla da hem çok güzelim hem usluyum en birinci şeker kız benim diyordu. gurban olurum ben ona :D


göztepe parkını seviyorum. ordan geçerken sanki ben oranın prensesiymişim de orası da benim sarayımın bahçesiymiş gibi oluyor. kocaman. yürü yürü bitmiyor yol çiçekler arasından. kafiye de yaparmışım :L hakketen ama kıvrımlı yollarıyla olsun yeşiliyle çiçeğiyle olsun banklarıyla çocuk parklarıyla olsun havuzlarıyla olsun çok hoş bir yer.

bir de bu gün ilkokul arkadaşlarımdan birini gördüm telefoncuda. 5. sınıftan beri hiç görmemiştim. nerdeyse 8 sene olmuş. vay be çok tuhaf oldum. ne çok severdim ben o çocuğu. ama kahrolası utangaçlığım ve çekingenliğim yüzünden nasılsın beni tanıdın mı ben seni tanıdım. bile diyemedim. hof! acaba tanımış mıdır? neyse.. ha bu arada artık msj atabileceğim sevgili dostlarıma nabıyosun len die sorabileceğim :D

ve artık birine "nefes bile almadan seviyorum seni!" demek istiyorum yılların verdiği bir faşırtıyla. şimdi bu faşırtı nerden geldi diye soracaksın. hemen aydınlatayım: hani sular kesilir ve tekrar gelir ve sen musluğu açtığında önce bi ses gelir ardından su gelir ya işte o ses bu faşırtı. gerçi biraz h de var. faşhırtı gibi.. yok biraz pötürdeme de var. o zaman paşhfırtı diyebilir miyiz? galiba evet işte senelerin paşhfırtısıya seni seviyorum leğğn demek istiyorum. tabi o uyurken. hö? diye kaldın deemi evet bende de bi duraksama oldu. sanırım o kendi evinde uyurken ben telepatiyle dicem bunu evet. gerçi bunu kalplerini sahte sevgilerle tatmin edip her ay sevgili değiştirenler anlayamaz. huh. böyle de çizgimi çizer arkasına geçerim. sevgili dost birazdan diyeceklerime inanamıyacaksın ama hepsi gerçek. başliyim madem anlatmaya yeteri kadar gerilimden sonra :P şimdi benim bir tanıdığım var henüz 17 yaşında geçen sordum buna say bakem kaç sevgilin oldu. çocuk sayamadı evet resmen sayısını bilmiyor. hayır matematiksel bi problemi yok merak etme. ve ne var biliyor musun yapmadığı şey kalmamış o sayısını sayamadığı hatunlarla. ve ilginç olanı aynı anda birden fazla kızı idare ediyor. ve asıl ilginç olanı takıldığı kızların erkeklerle görüşmesini yasaklıyor. ay ne iğrenç değil mi?  vay be neler oluyormuş neler.. ama lafımı da koydum. dedim oğlum varya sen çok pis aşık olucaksın nevrin dönücek şu hallerine tükürüp lanet ediceksin. tabi takmadı beyfendi. ama olsun diyim de ben lafımı bir büyük olarak. di mi ;)

işte öyle cemaati müslimin. ramazanı şerifleriniz hayrola..kalın sağlıcakla..

dear 19,

sevgili 19 yaşım. bitmek üzeresin ve ben bundan çok üzüntü duyuyorum. yine beni ortaokula gidiyorum zannedicekler yine yaşımı bilemiycekler ama ben sorulduğunda 19 diyemiyeceğim. hey gidi yavşak zaman arkandan atlı koşturuyo sanki.. neyse sevgili 19cuğum seni elbette özliyeceğim. yorulduk bu yıl beraber. sever gibi yapıp yarım bıraktılar bizi. ama asla düşmiycez. evet. aah 19 yaşım kısacık saçlarımla hatırliycam seni kuaförde döktüğüm gözyaşlarını ne kadar özlüyorum bilsen. diş tellerimle de hatırlıycam elbet. ne kadar tipik bi tip ya. aslında sevimli de bakarsan kısa saçlı telli kırmızı yanaklı hoplayıp çığlık atan bi varlık :D aslında sana şöyle uzun boyalı saçlı topuklu ayakkabılı ince belli bir tip de yakışabilirdi. ama 25e falan saklıyorum :) sen bu sevimli yumurcakla idare ediceksin :P gitar da çalmaya başladın bak seni çakaal ama günlerdir hatta aylardır ihmal ediyorum ramazan bi gelsin çalışçam diyorum ama hayırlısı.


evet sevgili 19 umarım hayatımda değişenler beni büyük pişmanlıklara sürüklemezler. umarım döndüğümde lanet olsun demem. umarım şimdi olduğu gibi seni hep özlemle anarım. sabahın köründe kalkıp hantal otobüslerde uyuklamayı batak oynarken rezil olmayı çürük içinde kalan kollarımı kaybolan akbilimi nargilenin kafa yapmasını iğrenç diş ameliyatını moraran gözümü sakatlanan ayağımı süt köpek dişlerimi bi sürü insan önünde kendi şiirimi berbat bi şekilde okumamı vs. evet bazılarını tekrar yaşıyacağım. bilmem ki aynı heyecan aynı tat kalır mı. sevgili 19 beni böyle yarım bir kalple bırakıp gidiyorsun. git. me dur yalan söyledim doğru değil ayrılığa daha hiç hazır değilim. aramızda yaşanacak yarım kalan bir şeyler var. gitme dur daha şimdiden deliler gibi özlediiim.

sevgili 19 dün tanıştığım bir insanın vesilesiyle dinlediğim şarkıyı armağan edicem sana. hadi yine iyisin ;)

morrissey- let me kiss you

saçmalıklar silsilesi-sitem

şiir hakkında pek söz söylemeye hakkım olmayabilir. ama sevgisini nefretini ne bileyim özlemini illa şiir olsun diye saçma sapan dörtlüklere sığdırmaya çalışanları görünce fıtık oluyorum. hayır yani anlatmak istediğin harika olabilir. sen çok acı çekiyor da olabilirsin ama beceremiyorsan bunu hemen yayma. tabi ki ilk denemede müthiş şeyler çıkaracak değil kimse ama bekle be yavrum. bi dur. yazıyor efendim şahsiyetimiz daha okumadan kontrol etmeden hadii paylaş. sora da efendim bunu da beğenenler oluyor. allahım delireceğim hayır yalakalık falan mı acaba yoksa cidden mi beğeniyorlar. neyse dediğim gibi benim bu konuda pek söz söyleme hakkım yok tabi. cürretimi bağışliyiniz. lakin daha fazla katlanamiyciğim. aslında artık böyle dedikten sonra kendi şiirlerimi koyamam buraya :DD ama ama ben paylaşmıyorum kii. neyse çok isterse içimdeki sesim koyarım sorun değil. eleştirin beni yahu. aklıma bayıra karşı yatır beni tırmala beni kaşı beni şarkısı geldi niyeyse. of!! bak yine bi haller geliyor bana ben keçileri kaçıriciğim. annemle bu gün evlilik üzerine konuştuk dedim ki bak ne güzel evleniyorlar okulu bitirip falan ama damadı okurken buluyorlar. benimki de cesaret ha nasıl dediysem artık. hemen çemkirmeye başladı sakın okul bitmeden evlilik falan düşünme yok sandığın gibi kolay bişey değil. kadına kalsa beni 30umda evlendircek. dedim benim zorum erken yaşta anne olmak. bir burun kıvırmalar bi afra bir tavır aman dedim tamam iyi evlenmem ben. höh be kardeşim turşumu mu kurcak nedir. bak ondokuz yaşım aklıma geldi dur ona ayrı bi yazı yazcam. şimdilik hoşçakal dear..:)

yeni bir düş

oysa sadece bir kaç saat dinlenicektim. ölü gibi saatlerce aynı pozisyonda nasıl uyumuşum anlamadım. üzerine yattığım sol omuzum hala ağrıyor. ama hakkım var uykusuz bir gecenin ardından sıkıcı boğucu nemli yapış yapış bi güne devam edersen olacağı bu. tanrım ne sıcaktı bu gün. herhalde terlemeyen hiç bir santimetrekarem kalmamıştır. aklıma kefaret filmi gelmedi değil orda insanlar aşırı sıcaktan sapıtıyorlardı. beeeyyy..öğğğkk.. ayrıca eminönü'nden pendik'e kadar nasıl geldim bilmiyorum. bir motora binişim gözümde canlanıyor, bir de trenden inişim. of! amma uyudum ama. neyse günlük havadislerim bu kadar. asıl mevzuumuz başka. sevgili prens bu sabah ilk defa vazgeçilebilir olduğuna kanaat getirdim. evet unutmak asla kolay olmaz ama bende bir hırs bir ihtiras vardı ya ille de sen diye. daha iyisini asla bulamam zannediyordum. bu yüzden seni sevmesem de unutmak istemiyordum. sanki bir gün gelicekmişsin gibi. her zamn seni bekler vaziyette olmam, içimdeki o küçük kıvılcımı senelerce muhafaza etmem gerekliymiş gibi.. ama yoo.. bu sabah farklı bir hayalle düştüm yola. senden vazgeçtim. evet. unutucam da. kolay hoşlanırım ben kolay benimserim böyle içime sokasım gelir o insanı çok güzel şeyler işte ama kolay sevip bağlanmam. bu huyumu seviyorum acım o kadar da uzun sürmek zorunda kalmıyor. hayır korkum şu ki ben sadece hoşlandığım birinin acısını yaşıyorsam böyle sevsem ve kaybetsem ne olur. aman tanrıııım korkunç. o değil de prens içimde hala bi şey var sen yıllar sonra yalnız başına geliceksin. ve umucaksın ki ben de yalnızım. işte o zaman ben de sana the notebook'ta olduğu gibi eşşek kadar yüzüğümü göstericem.. tabi umarım sonu o film gibi olmaz ya da olur ay kafam karıştı, bilmiyorum neyse notebooktan hiç bahsetmemiş olmak daha iyiydi. öyle işte sevgili prens kalbimden kovulmak üzeresin. iyi geceler..

saçmalıklar silsilesi1

elalemin blogunu takip edeyim derken saatler nasıl geçiyor anlamıyorum. yeni insanlar yeni hayatlar keşfetmek güzel be. ama onlara ayırdığım süreyi kendi bloguma ayırsaydım eminim birileri de beni takip ediyor olabilirdi. bilmiyorum yine de kesin bir şey söylemek zor. alpella havuçlu tarçınlı bir kek çıkarmış, ıyyy sakın ola alayım yiyeyim deme. yani şu saatte bi şeyler hazırlamaya üşendim de yemek zorunda kaldım onu. aslında şimdi k flakes olacaıdı. nasıl bir şeydir o yareppim. hem düşük kalorili hem besleyici hemi de harika. ice tea şeftaliye olduğum kadar ona da takıntılıyımdır. şöyle çuvalla satsalar alırım vallahi. of acıktım ben. ne yapsam hani yazmışken de öyle azbuz bişeyler yazmak da istemiyorum ama yapacak da pek bir şey yok gibi. (ulan) ne öğrendim. amcamın kızı evleniyormuş :L çok heycanlı laaağğğn:D oh ne ala memleket biz hala ruh eşimizi bulcaz diye yılları bozuk para gibi harcayalım. bak sinirlerim tepeme çıktı yine zaten 20me gircem zaten 20li yaşlar çabuk geçermiş. of yaşlanıyorum. yemek yicem ben yiyim de şişmanliyim di mi. ama yine yicem ki ehe:D

geçerken uğriyim dedim

Yalnızız'ı okuyordum. 2. kez. kimbilir daha kaçıncı keç okuyacağım. müthiş kitap. ben kitap okurken kitabın içinde yaşarım. film izler gibi. ne duygu varsa geçer üstümden. bir karakter var orda baya dertli bunalımda. ister istemez darlandım sıkıldım bir ara veriyim dedim. telefonum da bir acayip malumunuz bir selam dahi veremiyorum dostlarıma. ama illaki bir şeyler yapmalıydım. elif şafak'ın sitesine rastladım twitter vesilesiyle. idealimdeki kadın denilebilir. ama ondaki temel yok bende, o çok görmüş çok yaşamış. her neyse ne diyecektim; bazen istanbuldan çıkıp sakin bir şehre yerleşmeli diyorum ama yok arkadaş çok zor. ben istanbulu unutmaktan değil istanbulun beni unutmasından korkuyorum. hem bir kere küçük yerlerde çok dedikodu oluyor. hani komşuluk önemli diyoruz ya. böyle herkesin herkesten bi haber yaşamasından dert yanıyoruz ya. diğer türlü olunca da elalemin dili durmuyor ki. geçen ablamların sitesinde bir hadise yaşadım. bizim aile mutaassıptır. ben sitenin havuzuna mayoyla giriyordum. hayır komik olan benim kıyafetim diğer havuza girenlere nisbetle daha muhafazakar. neyse, bir akşam apartman görevlilerinden biri enişteme bir şeyler demiş. efendim biz kapalı bir aileymişiz, benim mayoyla girdiğimden eniştemin haberi var mıymış laf olursa onlardan söylemesiymiş. bizi çok aydınlattı sağolsun. e tabi eniştem de bir türk erkeği sonuçta onun apartman görevlisine değil de bana kızmasını yadırgamıyorum. komik ve can sıkıcı neticede. hayır site istanbulda bir de. ama site sonuçta küçük ve insanlar kaynaşmış yıllarca otura otura. işte diyeceğim o ki küçük bir şehirde böyle vakalara daha sık rastlamak mümkün. trafiğiyle karbonmonoksitiyle gürültüsüyle hertürlü külfetiyle istanbul en iyisi. bir kere ondan kopmak ne mümkün. hem benim asıl hayalim fatih'te yaşamak değil mi? işte bazen evden aileden sıkılmak ve kaçmak ihtiyacı insana istanbulu bir kenara ittirtiveriyor kısa zamanlı olsa da. daha bir şeyler de yazacaktım halbuki. şu havuz meselesini anlatmak hiç aklımda yoktu. neyse unuttum da bak şimdi.

gripin- daha gençsin

öyleyse bana gelsin..


hadi topla yüzünü prenses
üzülme katla hüznünü
kaldır çekmecene bir yerlere sakla
daha ömrünü tüketecek
nice yaraların olacak
kabukları düşecek
yeniden kanayacak
kırmak istiyor bırak gitsin
gitmek istiyor bırak gitsin
bi daha gelmesin
ister yen ister yenil
daha gençsin öğreneceksin
ister sev ister sevil
daha neler göreceksin
ister yen ister yenil
daha gençsin öğreneceksin
ister sev ister sevil
daha neler göreceksin
en sevdiğin yanlızlığını al geçir sırtına
eserse hafiften hüzün üşümezsin..
belki elmacıkların ıslanır
fenamı yanakların allanır
ağla,durma ağla
biraz ruhun cilalanır
kırmak istiyor bırak gitsin
gitmek istiyor bırak gitsin
bi daha dönmesin
ister yen ister yenil
daha gençsin öğreneceksin
ister sev ister sevil
daha neler göreceksin
ister yen ister yenil
daha gençsin öğreneceksin
ister sev ister sevil
gençsin...güzelsin...

altüst.

biraz önce gördüm aşk hayatı artık huzurlu bir düzene oturmuş. kendimi serbest bırakmayı düşünüyorum. burda sadece can çekişen benim. hiç umrunda değil, nerden bilsin ki? birinin mutluluğu hiç bu kadar acı vermemişti. niye düşünüyorum ki aslında hala. bırak gitsin ne hali varsa görsün..


dün irmik helvası yaptım hayatımda ilk kez. 2 kere üst üste hem de ama 2side berbattı. ama zorlasan yenir. çok da kötü değil aslında. şimdi hayatım o irmik tatlısından daha kötü geliyor. belki biri uzaktan baksa gayet lezzetli de bulabilir hayatımı ama sanırım benim ağzımın tadı bozuk. kusabilirsem iyi gelicek.

bırakmalıyım artık gittiğim heryere onu da götürmeyi. izin vermemeliyim iğrenç baş ağrısı haline gelmesine. aklımı başıma devşirmeliyim. acilen..
gripin- beş

adressiz mektup

Bir gün biri gelicek ve bu satır aralarında kendini bulmaya çalışacak. nasıl bulur ve okur bilemiyorum. ihtimal ihtimaldir. ve işte ona sesleniyorum; sen şu sıralar mutluluktan beni unutmuş olsan da ben burda sıkıntıdan acılarımı kemiriyorum. yapamıyorum işte, yeter ki mutlu ol diyemiyorum. sana aşık değilim çünkü ya da bağımlı.. bilemiyorum. ele avuca sığar anılarımız olmadı senle. alışkanlık haline gelmedin. ama bunlar fani problemler. senin zamandan çok uzak önemin var bende. her kızın beklediği bir prens vardır. ondan mavi gözlü çocukları olacağı prens. işte sen hayalimin vücut bulmuş haliydin. ufak tefek detayları gözardı edersek tabi. herşeye rağmen her halinle kabullenerek kollarımı açmıştım sana. geliyordun. adımların bana dönüktü. olmadı. alışırım sanıyorum. bu tür olayları çabuk atlatırım ben. ama hayallerimin başrol oyuncusunu katletmek kolay olmuyor.

acın köpük gibi.. yavaş yavaş kabarıyor şişiyor içimde sonra katılaşıp koca bir kütle haline geliyor. şu son günlerde 1,5 kilo almamı garipsemiyorum bu yüzden. ağlayabilsem belki o sertleşen kütle yumuşar, daha kolay olur ama ağlayamıyorum da. böyle kazık gibi kalakaldım. herneyse sevgili prens burayı günlüğüme çevirdim sayende. hoşçakal..

kelly clarkson- because of you

bismillah!

bir başlangıç olsun diye bir kaç cümle kurmak istedim. aslında bu tür olaylar insanları defterden uzaklaştırıyor diye pek yanaşmıyordum ama içimden bir şey buna zorladı ben de pek üstelemedim. hoşgeldim..