18 Aralık 2010 Cumartesi

ummadık taş


açılınca perdeler
girer sandım havayı
ama kolunu kesmişsin pencerenin
ben soluksuz
ellerim camda kaldı

gülüyorsun halime,
hallerine
gül.
buldun ya bi eğlence
haydi çevir parmağını
çevir çevir.

diyorum çıkar altından birşey
bu taş buraya pek eğreti
bekliyorum da bayadır
çıt yok
ben ümitsiz
taş olduğu yerde kaldı.

11 Aralık 2010 Cumartesi

kayıp

yo hayır ben değilim. burada oturmuş parmaklarını klavyede koşturan ben değilim. duvara yaslanmış milyon tane şey düşünen ben değilim. yok..
nerde miyim? ben.. çok güzel bi yerdeyim..
bu kadar.

şarkı  markı yok sana dear.

4 Aralık 2010 Cumartesi

güneş



 
sen hiç güneşe bakmadın mı?
gözlerin acıyana kadar
güzel burnu vardır
ve dolgun dudakları
ısrarcı olamazsın
kaçırınca bakışlarını

sen hiç güneşe dokunmadın mı?
usulca öpüp beyaz avuçlarını
yüzüne çarpan rüzgarı
sıyırıp saçlarından
seyretmedin mi dünyayı?

sen hiç güneşe veda etmedin mi?
sırtın yanar, yüzün üşür
gölgene düşer kederin
uzaklaştıkça gelir peşinden
bilirsin.
yarın yine doğacaktır                                        
sevinirsin.

1 Aralık 2010 Çarşamba

saçmalıklar silsilesi- uyku

good morning betül. yine mi uyuyorsun betül. uyan artık betül. öğlen oldu betül. bu kız hala mı uyuyo!!.. vs.

diyebilir misin, uykuya git başımdan diyebilir misin? artık sevme beni.. bitti diyebilir misin? ben diyemem.

geçenlerde bi olay oldu bak bu çok komik. ablamlardayım. bi sürü kadın var falan. beni sadece ablam dolayısıyla tanıyorlar. kişisel yönlerimden bihaberler yani. neyse.. çok sevdiğim bi insana sordum: cennette gece olucak mı? orda oturan bi kadın ne dese beğenirsin: orda da uyucan di mi?
dear dear ne diyim ki ben bu insana..

evet.uyuyorum. saatlerce. çoğu derse geç kalıyorum. randevularımı hep geç saatlere alıyorum. peki hiç mi sabahın köründe kalkmam gereken saatten bir saat önce, zınk diye kalkmadım? hiç mi sabahlara kadar uyuyamadım?

o değil de benim fizyolojik biyoljik ne bokumsa artık, yapım, gece uyanık kalmaya gündüz uyumaya meyilliyse kime ne..

uyku denen o nadide varlığın beni seçmesi ne biliyim benle ilgilenmesi benim ona karşılık vermem sanırım insanların huzurunu kaçırıyor. şahsen ben bu konuda kendimden başkasına zarar verdiğimi düşünmüyorum. yanılıyor muyum?

dinleee "mariyln manson sweet dreams"

ahah.. dün ne oldu, sevgili biricik insan ve oda arkadaşım birleşmiş dalga geçiyolar benle..diyolar ki ben ölsem anlamazlarmış. anca kokarsam farkederlermiş :)

hadi diyelim uyumadım. ne yapıcam?? uykuyla karşılaştırıp diğerini seçebileceğim ne olabilir? yine de ben geceleri uyuyamıyorum dear.. ne çok isterdim yastığa başıma koyup dalmayı. ama olmuyo işte çarşafı ters döndürüp, yorganı nevresimden çıkartana kadar uyuyamıyorum. hadi bunu bir de insanlara anlat..

ben anlayamam diğerlerini. karşında habire uyuklayan, geç kalan, bekleten bi insanla yaşamak nedir bilemem. çok sinir bozucu oluyorumdur belki. yerçekimine dayanamayan. habire kafasını yaslayacak yer arayan. nerde olursa olsun başını dizlerine koyup yatan biri belki de çekilmez biridir.

şu da var. bu halim doğuştan. baygın bakışlarım benim suçum değil..

bir ilkokul arkadaşım. düşün bak bunu hiç beklemezdim.. nasılsın nasıl gidiyor faslından sonra hala uykucu musun dedi yeaa.:)

eğer çok kısa bile olsa kestirme imkanım varsa hiç kaçırmam..

elimde olsaydı belki uyku bi git başımdan insana bi rahat vermiyosun demek isterdim.. ama yalnızca gündüzleri :)

dear sana bi sır veriyim mi. bu uyku bana fena yanık. geceleri utancından gelemiyo.. yaa.

ulan bari hep uçmalı muçmalı rüya görsem. maceralısından falan. seri halinde :D

ama gerçekten üzgünüm. verdiğim rahatsızlıktan ötürü. uyku benim tercihim değil. onun tercihi..:/

şu hayatta hatırlanacağım tek özelliğim bu olucak belki. yakışıklı prens gelip uyandırana kadar..


ben uyurken çaldıkların
uyandığımda hep başucumda
kalsın
sende kalsın ellerim
onlarsız da uyuyabilirim.

ben aslında hep
uyanıkmışım meğersem
rüyada olan senmişsin.

27 Kasım 2010 Cumartesi

yasak

yaşadığım şehirde, ülkede, gezegende çokça mağaza var. vitrinler dopdolu. bakınır bakınır gezerim hep. beğendiklerim olur. hoşlanmadıklarım da,  farketmediklerim de. ne istediğimi biliyorum. ama seçemedim henüz. denemedim bile. gardırobum boş.

geçerken hiç bakmadığım bi vitrin var. bakmadım. bakamazdım. yasak elbise o. hiç giyemeyeceğim, deneyemeyeceğim bir elbise. eksikliğini yaşadım diyemem bu durumun. normaldi herşey. ben bile normaldim. bu çeşitlilik içinde neden yasak olanı seçeyim ki idi. ama bir gün, tam o vitrinin önünden geçerken elimde tuttuğum çantamı düşürdüm. ister istemez gözüm kaydı. geçip arkasına bir ağacın, gizli gizli bakmaya karar verdim. en azından buna hakkım vardı. yine de beni kimse farketmemeliydi.

çok hoş bir elbise.. öyle şık, öyle kaliteli.. mevsimlik değil.. ömürlük..

dokunuyorlardı, deniyorlardı, istiyorlardı.. bir sürü kadın, başında toplanmış,  bağıra bağıra konuşuyorlardı. özgürlerdi.. yadırganmıyorlardı..

şimdi diğer vitrinler çok anlamsız çok boş. darlanıyorum bakarken. batıyor kusurları elbiselerin.
belki gardırobuma kilitleyip kendimi, ölümü beklerim. fena fikir değil. çıplak dolanmaktansa..

apocaliptica-nothing else matters

24 Kasım 2010 Çarşamba

sarhoş kedinin hatıra defteri

bir gece daha bitti. ıslandım da bir yandan. bu hiç iyi olmadı. neyseki yatıcak kuru bir yer buldum. bizim şevki çoktan sızdı. azcık kuyruğuna dokunsam kükreyen kedi, kafasını tırmıkladığımda tepki veremiyecek halde.

yalnızım işte. karşıdaki süleyman denen herifin bile ışıkları söndü. dinerse yağmur bir tur daha atarım şu sokakta sonra ben de zıbarırım. midem guruldamadan uyumam lazım.


anlatıcak şeylerim var ama havamda değilim.
aslında ben romantik biriyimdir. bakma şimdi böyle oldu.
o son kılçığı yemiyecektim.

gölge

orda bir kadın var
karanlık
ve güzel görünüyor.

dokunamazsın, yüzü yok
duyamazsın.

bir kadın var
yerlere düşmüş,
rüzgarla konuşuyor.

yaşar-devinim

22 Kasım 2010 Pazartesi

baba

gel dedi babam. gel, biraz konuşalım senle..
"bu yaşta senin için gecesini gündüzüne katan babanı mutlu etmek istemiyor musun?"

"ama sen hayatımı okul ve yurt arasında geçirmem gerektiğini düşünürken ve zamanın gerektirdiklerine bu kadar sığ bakarken nasıl mutlu edebilirim seni?"

"durup ne yapıyorum ben, hangi yoldayım deyip gerçeğin farkına varma zamanın gelmedi mi?"

"yaşadıklarımdan hiç pişman değilim ben."

"bir gün mezarıma gelip 'sen haklıymışsın baba!' diye ağlayacaksın. sen ve diğerleri."

güldüm..
bunu babam hep der.
gerçekçi gelmese de bi kuşku bırakır bu kehanet bana.
.
.
.

"hadi senle baba kız bi sarılalım.."

gözleri dolar babamın. bu türlü konuşmalardan sonra ağlamaklı olur. seni sevdiğimden böyle konuşuyorum der. küçüğümsün benim. içim yanıyor.. bense emanet bir kucaklamayla sarılırım. yüzüne bakamam. oysa içimden çok farklı şeyler geçer.

onu ne kadar sevdiğimi hiç bilmeyecek...


bilmiyorum baba. neden böyle?


linke tıkladığında direk albüm çalmaya başlıyor. babama nolmuş şarkısını seçersen mutlu olucam ;)
nil karaibrahimgil-babama n'olmuş

19 Kasım 2010 Cuma

saçmalıklar silsilesi- hayal

yine durmadan tek şarkı dinleme modundayım dear dear..

ne istiyorum biliyo musun? hava kararıcak böyle dolunay olucak. bu geceki gibi. şeffafımsı gri bulutlar olucak azıcık. yeşile dönük lacivert olucak gökyüzü.

sokaklar bom boş olucak. canlı namına bir tek kediler ve ağaçlar olucak. rüzgar olucak hafif.. serin olucak hava, nefesim buğulancak..

uzun olucak saçlarım.. kızıl bir de.. yalınayak olucam.. beyaz ince bir elbise üzerimde.. ürpericem çok az..

durmadan koşucam.. nefes nefese kalıcam.. ağlicam bir de.. ama hıçkıra hıçkıra, sel gibi ağlicam.. böğüre böğüre ağlicam..söve söve..

çok istiyorum bunu. çok..

ben neden ağlayamıyorum dear? var mı buna bi cevabın ha?

18 Kasım 2010 Perşembe

mahkum

seether "the gift"


sırtımda bir sürü göz
nereye dönsem kol.

bu gömleği sen giydirdin
bu kollar senin
bu kafes benim

belki bir daha güneş tadı gelmez dilime
kasımın ortasında.
belki tenime
yüzlerce kelebek konmaz aynı anda.
belki kimsenin parmaklarına
bulaşmaz sevgim.

inancımı düşürdüm.
bu son can havlim.

14 Kasım 2010 Pazar

gözlerim bitti.

feridun düzağaç- nadas..

öyle boş ki içim. bıraktım artık aşkı aramayı nefreti bulsam o da yeticek bana.

yaşamak nedir? ard arda kaçan günlere bir şeyler tıkmaya mı çalışıyorum? belki 1 senem bile yok önümde ama tutturmuş doğmamış çocuklarımın geleceğini düşünüyorum. habire bir şeyler istiyorum. o da olsun şunu da yapayım... şu dilleri öğrenmek lazım. şu ülkeye gitmeden olmaz. şu çalgıyı çalmalıyım. şunu yazmalıyım. şunları okumalıyım. şunu da çizebilir miyim? ama yok işte hepsi sadece hayal..

hissetmek nedir? kalbimi tıngır tıngır çalsa biri diye saçmalamaktan öteye gidemiyorum. onun kaşını gözünü omuzlarını düşünüp yeniden aşık olma hevesi nedir yani? çok mu fazla geliyorum kendime de paylaşmak istiyorum biriyle. ya da yetmiyor muyum kendime de gittiğim heryere birini taşımak istiyorum. birisi olcakmış da beni tamamlayacakmış.. saçma..

yine de.. herşey olacağına varır diyemiyorum. çok sıkıyorum kendimi.. benim dediğim gibi olsunmuş hep.. sanki elimdeymiş gibi.

nefret istiyorum şimdi. nefretle güçlenmek, büyümek...

11 Kasım 2010 Perşembe

sen bokunla oynarken ben neler neler yapıyodum..

oysa ki sen o insana cidden değer veririsin. hani değer mi değmez mi takılmadan.. böyle görürsün ters yanlarını olsun dersin. nolucak yani mükemmeli kim bulmuş da ben bulucam diye. istediğin büyük şeyler değildir. tek selamıyla mutlu olursun.

ama işte o şapşal küçük görür seni. sebepsiz bir kibir vardır üstünde.. bi aynaya baksa göt olucak ama işte naparsın bizimki aynaya bakarken pembe gözlüklerini takmayı ihmal etmeyenlerden..

yoo peşinde kul köle olmasın zaten.. ıyyk hiç çekilmez. ama ne biliyim en azından olduğun gibi kabul etsin, kimsenin göremediğini farketsin istersin. ben öyle istiyorum mesela. önemsediğini belli etsin arada.. devamlı ters cevaplar vermesin..

ama işte o şapşal sığ bakar hep kusurlarına odaklanır. istediğin şeyleri söylemez sana. dürüst bile değildir ki.

sen olsan naparsın dear. salla ya adam mı kalmadı dersin di mi? evet belki doğrusu budur. kendini küçültmeye değmez işte. ama ben naparım peki. ben gördüğün şu aptal insan, o kazmaya kıyamam.. iyi yanlarını üste koyarım hep. zaaflarımdan vurmuştur zaten. sesim çıkmaz. durup durup içimdeki öfkeyi yoklarım. öfke de fayda etmiyo nefret etmek için. ne yapsa da kurtulsam artık şunun çemberinden bilmiyorum. şöyle iyice bi rezillik çıkarsa falan belki. ya da daha iyisini görürüm.. belki.. ya aslına bakarsan ben de sallamıyorum. sallasam çoktaan çeker vururdum(!)  iti. aman neyse be. o kendi şeysine baksın gülsün. ehehe..

işte böyle dear.. kızdım ben azcık. mutlu olmalıyım belki. bilmiyorum yarın ki sınavda nanayı yicem o da var tabi.

ama insanda nezaket olur be hoh yani hoh!!!

7 Kasım 2010 Pazar

anlayan el sallasın bana merhaba der gibi..

kahveden midenin bulanmasıyla kol saatine bakmak ve sınav vaktine sadece saatler kaldığını görmek. uykusuzluk bir yandan.. endişe bir yandan ne bileyim zor be dear.

bu dönem farklı bir şey oldu. her vize final haftası ben sıkıldığımda ya da uykum geldiğinde makyaj malzelerime koşardım.. iyice boyanıp fotoğraf çekerdim üstelik.. neden mi? uykum açılsın diye işte be. sonra makyajın üzerimde hissettirdiği o şey hissi.. ımm ney hissi.. dur.. şöyle ki.. hani böyle makyajlı olduğunda daha bi dikkatli olursun gülerken konuşurken.. elin yüzüne gitmez mesela. öyle işte daha bi temkinli olayım diye mi. bilmiyorum sınav haftaları davranışlarımı pek sorgulamıyorum gerçi. sözün özü bu dönem öyle olmadı nedense. niye olmadı ki acaba?

bir de şu var. aman nazar değmesin çok süper geçiyo lan sınavlarım. ama yarınki kazıksal sınavda ne halt yiyeceğimi bilmiyorum. daha vakit var çalışmaya gerçi. ama sıkıldım artık ya ne bu böyle 5 gün üst üste sınav mı çekilir dear. ben de insanım yani o tarafta...(:P)

gözlerim yanıyor dear. sebebini bilmiyorum. sigara dumanına maruz kaldığımdan mı acaba? hiç bilmiyorum.

ha bir de sınav haftaları göbek atasım gelir durup durup. bak bu dönem de değişmedi bu.

o değil de dün bir sis oldu buralarda.. havaaya dooru bööle guş uçar gibi.. değil tabi. çok mistik gibi hem fantastik gibi böle bi sürü falancastik tarzı kelimelerle tarif edebileceğim bir olay bir durum zuhur etti. güzeldi işte. beğendim. olay bitti dağılın.

oha dear ne öğrendim. babam beni tvde görmüş. dedi bana kapıda kimliğini gösteriyodun dediii. korktum lan. hof. abuk subuk bi anımda kameranın çekesi tutar babam da izler soora da aman da ayıkla pirincin taşını. fakültenin merkez kampüste olmamasına ilk defa sırf bu yüzden sevindim galiba. ahahah.. hayefi kim çeker lan internet sayfasında bile resmi yok.. :D evet evet mümkünse kameramanlar doğal ortamımda görmesinler benii. hoş görseler de çekmezler heralde yavrum sen bi çekil kenara bak üniversiteli abilerini ablalarını çekicez derler..ya dear bak çok pis patliycam bi gün. geçen bi şey oldu. ama böyle çok kötü yani. sinir gıcık bişi. çok üstüme gelmesinler dear. söyle onlara.. kız..

ben öğretmen olcak mıyım dear.. ha?

benim güzel dearcığım sana burdan bi zıddırı bıddırı tavsiyesi: bindiğin dalı kesme.. haydin goruşhuruk..

1 Kasım 2010 Pazartesi

bir akşamdı..

dinle..(nickelback - here without you baby)

tuhaf.. kaç saat oldu aklımdasın hala. sadece bir akşamın anısı nasıl bu güne kadar taze kalabildi bilmiyorum. çok zavallı bi zamanımda karşıma çıktın. taze kan kokuyordum ben, kırıktım. sen hiç aldırmadan gözlerimden yakalayıp kendine çektin. hiç ihtimal vermezken beğenilmeye ki öyle vazgeçmiştim.. güzel olduğumu düşündürdün.

ince uzun parmakların gitar çalıyordu. izledim. vücudun, başın, en çok sevdiğim çikolata renkli tenin.. birbirine yaklaştırılmış n ve s kutupları gibiydik. nasıl dayandım.. ah bir kez dokunabilseydim..

benim saflığım.. hiç bir şey yokmuş gibi iyi geceler diyip çekip gittim.

çok merak ediyorum senden yaşça büyük olduğum için mi düşmedin peşime.. yoksa unuttun mu hemen. arasıra aklına geliyor muyum..?  ama ben unutmadım uçan peruk'u..neresi olduğunu bilmeden yürüdüğüm sokakları.. serin bir perşembe akşamında esen boğaz havasını.. hatta gördüğümüz o tuhaf köpekleri :) bir şey dememi bekleyen gözlerin geliyor aklıma ve ben giderken ki bakışların.. off ben çok aptalım.

belki bir gün yine karşılaşırız bebeğim..



(dearcım vizelerim var ben salak salak duygusala bağlıyorum :/ nolcak benim bu halim ha?)

27 Ekim 2010 Çarşamba

ama aşk şimdi cesaret işi

dinle (incubus- love hurts)


yüzüme takılır saçlarım, rüzgarla dans ederken. dudaklarımda, kirpiklerimde kilitlenir..ne bekliyorsun?

korkun kendinden. cesaretsizliğini gururunun arkasında saklıyorsun. yüzüme dokunup saçlarımı sıyıramıyorsun bile. merakın da mı yok; bu gözlerde ne var diye.

o yaz gecesindeyim ben hala. hiç örtünmedim. mevsimler benden yana; hiç üşümedim. sen giyin kışlıklarını. tenine ulaşamadığım sürece daha çok titrersin..

hadi söndür ışıkları..ben kaparım gözlerimi; sen, uyudum zannedersin.

insanın kendini bilmesi




her ipeksi bukle
yağmur biriktiren kıvrım
gözümü alan her güneş parçası
imkanı yok, öyle değil
ama ben öyle zannediyordum işte

bu benim.
eskiden de öyleydi
her kumral karaltıda
seneryomu yazıp bitirirdim bile
arkasını dönmeden o yüz
imkanı yoktu
ama ben öyle istiyordum işte

dünya dursa şimdi
ben durmam
illa yakması için hiç yoktan
çekip çıkartırdım birini
bulurdum yine

21 Ekim 2010 Perşembe

kırılma noktası :P

bilgisayarımı karıştırırken yine bir can sıkıntısı esnasında. aşk ve gurur filminden print screen ettiğim bi kare karşıma çıktı. sonra bişi aklıma geldi, yüreğine sor filminden ve küçük sırlar dizisinden aldığım karelerin yanına getirdim. bi bugımı keşfetmiş oldum. aşkın doruğu gibi gelir bana şu durum. çok heycanlı bişi olmalı.. tebi burun estetiği de önemli :P

 başka diyecek pek bişi yok bence ; )

14 Ekim 2010 Perşembe

iyi ki doğmuşum ; )

önce şu şarkıyı farklı pencerede aç :) (seal- love's divine)

kendimi kaybederim çoğu kez. hep gelecekle alakalı kaygılarım olduğundan o anki durumum gözümden kaçar. işte o zaman birileri toparlar beni. kendimi gözlerinden görebildiğim birileri. ben o birilerini çok seviyorum be dear..

konuşmaların içinde önceden söylediğim sözleri onların ağzından duyuyorum. sen demiştin bunu diyorlar. veya sadece kendimin dikkat ettiğini zannettiğim şeylerden bahsediyorlar..işte o zaman ne çok ben varmış diyorum.. çok mutlu oluyorum. beni dinlemişler. kulaklarıyla değil sadece..

bir de ben sürprizleri de çok severim dear..

yağmurlu bir gündü. okul bitmişti. ıslak kıyafetlerimle işimde gücümdeydim. ihmal ettiğim işimin gönlünü almak istercesine dikkatle çalışıyordum. bir haber geldi. hoca bizle görüşücekmiş. yarım bırakıp gitmek zorundaydım. gittim de.. yağmurun salınarak aktığı yokuşlu yollardan sular sıçrata sıçrata o hiç sevmediğim cafeye gittim. yağmurdan adam olarak girdim cafeye. ordaydılar. hepsi öyle bütün öyle bağlanmış. hiç haberim yok. bekledim. birazdan hoca gelecekti. bekledim. birazdan hoca gelecekti..ama garson geldi. alkışlar.. kahkalar.. coşku.. mutluluk.  mumu üflememi söylediler.. oysa benim yüzüme gözüme hayret bulaşmıştı. sevgiyle sildiler yüzümü. pastamı yürekleriyle yediriler. öyle tektiler ki.. öyle de kalabalık.. bir bir geldi hediyelerim.. eksik parçalarımı da bulmuşlar yarabbim.. parça parça tamamlandım.

taşın altından bir çift kara göz parladı. muzur yaramaz gözler.. biliyorum.. kalbimin sende olduğunu. beni benden çok umursadığını. nasıl da didik didik uğraştığını. belki de bilmiyorum.

ben bunu ne zaman yazarım? şu an yetmiyor dağarcığım. seni ifade etmek için yazmak kafi mi bilemem. nasıl bi yöntem bulurum da yaparım ya da ömrüm yeter mi bilemiyorum. ama anlarsın ki zaten sıradan bir kahverengi olsa da gözlerim, içinde senin için yanan ateşi farkedersin.

ve sen tenime değen yeşim taşı kadar yatıştırıcı.. akıl ve cesaret veren, rahatlatan, güven ve huzur veren, dengeleyen, iyileştirensin.. 

5 Ekim 2010 Salı

hem suçsuz hem güçsüz hem halsiz...

dinleyin..dünya üzerinde sayısını telaffuz edemeyeceğim kadar kalp atışı.. telaş.. sonra sesler kısılır, -olur ya olmayacak yerde herkesin susası gelir-
derinden gelen hıçkırık sesi.. saçlarıyla yüzünü kapamış yere dökülen damlaları silmekle meşgul biri.. farketmiş olucak ki izlendiğini eli kanayan kalbine gidiyor.. bir insan eli kaç yarayı örtebilir ki? kısık bi feryat çıkıyor dişlerinin arasından "dönün. bakmayın. yine karışın kendi gürültünüze. aman nolur bilmesin. duymasın."

çok mu geç?

27 Eylül 2010 Pazartesi

saçmalıklar silsilesi- üşütük

internetim yok ulan!! yerin altında kalmış bi dairede çekmez tabi.  apartın merdivenlerini mesken edicem artık napiyim. bi iyileşiyim de.evimde hissedebileceğim yakın bi cafe bulmam lazım.. ne düşünüyorum biliyo musun dear. gidicem mesela oturcam açıcam bigisayarımı mis gibi gelcek garson ne istersiniz dicek ben de sıcak su dicem ve çay kaşığı.. sonra da çıkarcam çantamdan sallamamı ya da 3ü 1 aradamı böle bezdircem kendimden. ama ama napiyim yani bi çaya da 5 lira mı veriyim ha söle garson efendi ben mi dedim turistlere gelin burayı turistik yerleşim olayına çevirin fiyatlar kol gibi olsun diye..

hastayım dedim bilmem farkettin mi. (sensiz nasıılım bak banaa gel de bi çoorbaa yap banaa) abartılcak bişi değil. ufak bi soğuk algınlığı. geçer bi kaç güne. yine de sevmiyorum mendillere
bağımlı yaşamayı. baş ağrısıyla uyanmayı. kahkaha atmak isterken öksürük nöbetine girmeyi. en önemlisi güzelim parfüm kokularını alamamayı. ama nezleli bi ses tonu olur ya o işte güzel.  seviyorum o zaman. şarkı bile söylerim.

dearcım işte yine herşey %85 güzel ama ben bilgisayarın başında böyle melankolik takılıyorum..  defterden soğudum bak. napıcam bilmiyorum. küstüm aslında ya da mazaret uyduruyorum. yine yazarım yea çok özenerek almıştım bitiriyim. orda daha sıkı saçmalayabiliyorum bi de..:P

ah net olaydı bi de sayfama uygun(burası biraz meçhul ama bi şekilde bağlantı buluyosundur di mi) resim arardım googlecığımdan koyardım yayınlardım bi de. gerçi sen bunu okuduğunda bunları yapmış olucam. off kesin sıktım seni biliyorum ama bırakma beni. toparlicam kendimi en yakın zamanda. umarım..

o hoo benim yatmam lazım dear bak aklında bulunsun gece 11le 3 arası uyumak lazımmış. vücut kendini
güncelliyomuş falan. o saatlerde uykuda olmazsan erken yaşlanırmışsın.. yaa öle. şimdi yarımı buçuk geçiyo bi de sevgili dear betül yatar.

inanmicaksın ne oldu ahanda şimdi kutu kadar odamdayım veee net var :D yüce rappim kıyamadı bana.. e bi de hastanın duası kabul olurmuş. ehehe..

21 Eylül 2010 Salı

yine gidiyorsun

mükemmelliği senle tanımıştım. genelleme yaparken hep seni ayrı tutardım. uzaktaydın ama benimdin. sana değecek tozu öyle bi üflerdim ki kıyamete kadar konamazdı bi yere.

küçüktüm. hakkında bildiklerim benden de küçüktü. biz kaç kardeştik gerçekten. o dört rakamında ben ne kadardım. benim abim var derken acaba abi kavramından ne kadar haberim vardı. öz bir yabancıdan farkımız neydi. peki niye çok sevdim seni o kadar. sen niye sevdin beni? ilk defa yurt dışına giderken otobüsü geri döndürüp bana sarılmışın ya. hatırlamıyorum işte. sigara içtiğini babama söylemeyeyim diye tembihlemene rağmen ilk fırsatta ellerimle dört yaparak abim bu kadar sigara içti demişim. bunu da hatırlamıyorum..

biraraya geldiğimiz o bir haftalar onbeş günler rüya gibiydi benim için. işte bu adam benim abim diye basbas bağırırdı gözlerim. beni anlayan beni seven o olmasaydı ne yapardım dediğim adam bu diye..

her gelişinde sen yaşlanmış ben büyümüş(!) oldum.. sıradan bir büyük gibi uyarmaya başladın artık. beni anladığını söylemene rağmen.. evet anladığını biliyorum. bana güvendiğini de. ben burda yaşıyor olsaydım çok daha sıkı bi hayatın olurdu dedin. doğru.. şimdiki gibi başıma buyruk olamazdım. ama aynı odayı paylaştığım bi abim olurdu. neyi sevip neyi sevmediğini bilirdim. konsere gitmek için üniversiteye gitmeyi beklemezdim. beni zorla fenerli yapar maçlara götürürdün. birlikte yemek yapardık. belki seni bu kadar sevmezdim. belki kavga bile ederdik. ama benim abim var derken dolu dolu hatırlardım anılarımızı.

istediğin gibi değilim. endişeleniyosun. uygun bulmuyosun düşündüklerimi. bencilim sana göre. sınırları zorluyorum. çizgiyi aşıyorum hatta. annemle aramı düzeltmemi istiyorsun. yadırgamıyorum bunu. tanımıyosun çünkü beni. şu saatten sonra da bişileri değiştiremeyiz. ama yine ben senin yanındayken işte bu benim abim diye bağırıyor gözlerim. genellemelerde ayrı tutuyorum hala. mükemmel olmasa da mükemmele en yakınsın benim için. o da sigara içtiğin için yani. içmesen mükemmelsin. hala geldiğinde sanki hiç gitmemişsin oralara, bi saat önce berabermişiz hissini duyuyorum. ve hala her gidişinde araban sokaktan dönüp görüş alanımdan çıkınca hüngür hüngür ağlıyorum..

okulun yolları taştan..

bisikletimi kömürlüğe kilitlediğime göre gitme vaktim gelmiştir.

kalacağım yeri ayarladım. öyle bir yokuşu var ki yolun nerde bittiğini göremiyosun. öyle dik. küçük de bi yer. hem bodrum katı. çevresi de bi garip tekin değil gibi. ama sahile yakın.

özleyecek miyim acaba annemi. telefonda konuşurken sesim boğulup neler oluyo diye sorarken o, burun çekişlerimle cevap vericek miyim. hiç sanmıyorum ama olmuştu önceden ya belki bi ihtimal yine özlerim. aslında özlem de değildi o sadece sesini duyunca bi ağlama krizi gelmişti. ben ayrılıklara alışığım.

bok gibi bi gün geçirdiğim dear. yazmadan edemedim harbi balataları sıyırcaktım. her şey çok normal başladı oysa. uykumu alamama rağmen dişçi randevuma yetişebilmiştim. işim çabuk bitmişti. erkenden dönüyordum. doktorun tellerin çıkmasına daha 4-5 ay var demesine rağmen moralim düzgün mutlu mesut geçtim göztepe parkından beklediğim 16Dye bindim. hala her şey normal.. az yolcu vardı ve ben mışıl mışıl uyuyacaktım. ki öyle de oldu. ve başladık.. normalde ben her yolculukta az da olsa kestirmeme rağmen ineceğim yerde uyanırım mutlaka. bu özelliğime bayılırm hatta. ama bu gün gözümü açtığımda bi kaç durak geç kalmıştım. hemen inip yürüdüm. kendi kendimi sakinleştiriyorum bi de ne gerek var alt tarafı uzunca bi yol yürüycem diye. hatta yolda kendime çikolatalı süt aldım avunmak için.. neyse geldim eve rahat rahat oturuyorum. bi sürü uyucam diye seviniyorum falan. sonra bi arkadaşa mesaj atmak istedim. arandım tarandım yok. bildiğin kayıp telefon. ev telinden aradım kapatılmış. aha dedim sıçtık. atladım bisiklete taa 16Dnin son durağına gidicem. ıkına ıkına vardım oraya. sağolsun şöför amcalar baya araştırdılar ama nafile. gitti telefon. allahtan kendi telefonum serviste kıytırıktan bi telefonla idare ediyodum. kıytırık da olsa iyiydi ama :( neyse o yolu geri teptim. ha eve geldiğimde annemle yaptığımız ağız dalaşından bahsetmedim gerçi bu annemle benim için normal bi olay ama genelde pek sesimi çıkarmayan ben onca yol yürümüş olmanın verdiği sinirle baya hırslandım. 40 yılın başında okkalı konuşuruz adımız pabuç dilleye çıkar. neyse dönerken bisikletimin çamurluğu çıktı. onla da uğraştım. eve geldim bisikleti koyarken bi odun kafama devrildi. hattımı tekrar çıkartmak için çarşıya indim. o sırada da bissürü yürüdüm apoyla falan buluşmaya çalıştık e tabi tel olmayınca zor oldu...şimdi hat ablamın üstüne illa o olcakmış yanımda. tee küçükyalıdan yeğenim ablamın nüfus cüzdanını getirdi ama yok neymiş turkcellin kuralıymış da bikbikbik. ezik büzük döndüm eve. akşam büyük ablama doluştuk ben gidicem ya abimlerle bu yıl ki son görüşmemiz olucaktı. abim ve yengem yurtdışında yaşıyolar da yılda bi kez geliyolar falan. sen arabadan in elimde ağır market poşetleri dilim dışarda sürüne sürüne yürüyorum. kafama tonk diye bi ağacın dalı takılmasın mı. saçıma takıldı gerçi. hayır yani 160 boyumla bu nasıl oldu anlamadım ama evet dedim boktan bi gün bu ve hala bitmedi. gerçi sonra pek bişi olmadı çay döktüm üstüme ama günlük sakarlıklarımdandı zaten. öyle işte..

ama bu gece öyle bişi yapıcam ki dear iyi mi kötü mü karar veremedim ama yapıcam. madem telefonum kayıp numarası yok artık. temelli silcem onu. oh olsun ona..

sevgili prens kaybeden sensin.

20 Eylül 2010 Pazartesi

tırım tırım tırsıyorum

meğer ben hiç sevmemişim. hep arzu etmişim. merak etmişim. o kadarla kalmış. sevgi arzunun gerçekleşmesiyle başlarmış..

şimdi dear dear, ne farkettim biliyomusun. bilmiyosun.. gerçi iki insan hayatını inceleyip genelleme yapmak doğru mudur bilemem ama bana mantıklı geldi. takip ettiğim blog hatunlarında dikkatimi çeken şu idi. bu zatı muhteremlerin ilk yattıkları adama hastalık derecesinde bağlanmaları, hayatlarını ona göre şekillendirmeleri ve terkedildiklerinde ayarlanın baya baya bozulması uzun süren depresyon vee sonraki adamlara bağlanmaktan korkup onları oyuncak gibi parmağında oynatmaları. yani sözün özü o asıl adamdan sonra zehir zemberek bi hayat. unutulamayan bi aşk acısı ve tek gecelik ilişkilerle avutulmaya çalışılan kırık bi kalp. off darlandım.

o vakit diyebiliriz ki bu ilk herif çook önemli. aslında sen ona bekaretini değil hayatını veriyosun. gibi bişi işte. korkunç değil mi? oysa ne kadar basit bir adam için.

hiç yoktan heycan yaptım

sabahın erken bi saatinde pastaneye gittim. çıkarken radyodan bi şarkı çalmaya başladı. tanıdık gelen bi ses bi tuhaf sıcaklık kapladı içimi. durdum orta yerde. sonra hatırladım. ki ben bu şarkıyı dışarda ilk defa duyuyordum. geri geri giden adımlarımı itekledim. içimden devam ettim. durup dinlesem ne değişecekti?

şarkıyı duyduğumda sanki sana sarılmışım gibiydi. bu hoşuma gitti. onca şeye rağmen kızamıyorum ya sana...

13 Eylül 2010 Pazartesi

burdayım yani

pek bi sessiz kaldım farkındayım. yazmayı istediğim bi kaç şey var ama kafamda otursun istiyorum. hemen triplere girdim gibi di mi :P

biraz duygularımdan uzaklaşmak istiyorum aslında. her zaman aklında biri olması o beyninden kaçmasın diye gözlerini süzüp devamlı uzaklara dalmak. hüzünlü bakmak.. dünyaya çift kişilik bakmak.. güzel evet. her kararında onun varlığını hesaba katmak. planlarını ona göre yapmak. farkında olunmadığın biri için çok şey bunlar güzel şeyler..

hiç gocunmam. böyle olduğu için eksilmem. ben acıyı seviyorum. mazoşist bi tarafım var..(birisi şimdi eminim bi taraf mı? diye isyan eder bütünüyle mazoşist olduğumu söyler :) muck:P) ve bu aptalca tutkum onun götünün kalkıp hissettiğim bu şeyi küçümsemesine kadar devam eder. gurursuz olduğumu asla iddia etmedim. onu kontrol edebiliyorum sadece..

duygularımdan uzaklaşma sebebim usandım diye değil yani. neden bilmiyorum kendimle ilgilenmek istiyorum bi süre. şımarmak, şımartılmak.. biraz toparlanmak belki, güç toplamak. kendimi daha ağır yenilgilere kalbimi daha erişilmez insanlara hazırlamak..

hayatıma dolduracağım şeylerin bi listesini yaptım bu yıllık:
spor
resim(doğuştan yetenekliyim de :P)
yazı ve şiir
gitar
kpssye ön hazırlık
okul dersleri
ehliyet
horon kursuna da gitmek istiyorum ya neyse

umarım aksilik çıkmaz..

it's my life ;)

3 Eylül 2010 Cuma

bırakıp giderken yaz..

pencereler açıkken uyayamayacağız artık.. sinekleri kovmak için hazır durmayacak ellerimiz. yastığımızın öbür tarafını çevirmeyeceğiz kendi sıcaklığımızdan bunalıp..sabah serinliğinden ürperen tenimizi avutmaya yetmiyecek pikelerimiz.. ve uyandığımızda gözümüze batmayacak gün ışığı.. çocuk sesleri karışmayacak sokak satıcılarının bağrışlarına. içimizi gösteren ince kıyafetlerimiz uzunca bir süre tatile çıkacak..akşam sahile inip dondurma yiyemeyeceğiz.. ufak bi meltem dokunuşuyla mutlu oluşumuz çok geride kalıcak. denizin tuzlu suyunda serinlemek korkunç gelicek.. boşalan havuzları yapraklar dolduracak..buzdolaplarından yavaş yavaş eksilecek soğuk sular..

ne kadar sıcaktı oysa değil mi.. anamızdan emdiğimiz sütü popomuzdan ter olarak çıkarttı resmen.. gölgelere doluşup yelpazelerimizi konuşturduk.. klimalı ortamlarda bulduk huzuru.. ama akşam olunca o tatlı rüzgarla unuturduk sabahki kızgınlığımızı.. bırakırdık hamağa uyuşuk bedenimizi.. kavun kokuları gelsindi buram buram.. gece sohbetleri başlasındı. yıldızlara bakıp onun isminin baş harfini çıkartırdık. çayın sıcaklığı hiç rahatsız etmezdi halbuki.. kimse yadırgamazdı yaz günü çay içeni..

bense tüm planlarımı yaza erteleyip yaz gelince ihmal ederim hep.. kalbimi hoplatan birileri hep yazın çıkar karşıma ve bitmesiyle çeker gider o da..

özleyeceğim. şeftaliyi karpuzu kavunu kirazı çileği eriği üzümü roma dondurmasını trenin açık camından esen rüzgarla uyumayı.. vapurda saçlarımın karmakarışık olmasını.. terliklerimle şıpıdık şıpıdık dolanmayı.. günün en sevdiğim saatlerinde denize bakmayı.. bisikletimle evden uzaklaşmayı..yeğenlerimle toplanıp film izlemeyi.. patlayan mısırları seyretmeyi...

bu yaz çok umut verdi bana ve sonra koca bir tokat patlattı suratımda..

2 Eylül 2010 Perşembe

but my heart is open, my heart is open to you...

kendimi aşk meleğinin oku gibi hissediyorum. hangi kalbe saplansam o başkasına aşık oluyor. ve kısa süre sonra ordan sökülüp atılıyorum. sonra o beni yerden kaldırır da tekrar kalbine saplar diye bekliyorum. başka birileri oluyor beni yerden kaldırmak isteyen. ama yok nedense beni acıtana meylediyorum.

hani bir kaç saate kadar hayallerim vardı. umut denen şey ne kadar kötü. şimdi yok işte. katıksız bir aptal olduğum tekrar yüzüme çarpıldı. ama ben napıcam beni önemseyen diğerleri varken gidicem başkasını seveni düşüncem. biri gitti.. öteki gitti.. bu da gitti.. ama gittikçe bu insanlar hayalimdeki adama daha çok yaklaşıyolar. belki diyorum bu bir işaret. giderek yaklaşıyorum en sonunda o gelicek ve kalıcak yanımda. ama ama işte avutmak yetmiyor kendimi. onun orda yaşıyor olduğunu bilmek. başkası için heycanlandığını bilmek ve beni umursamadığını görmek iğrenç.. ama hepsi çok iyiler. kırmıyolar beni hayatlarından koparmıyolar.. senin burda yerin yok demiyorlar. onlardan nefret etsem belki daha rahat olur. biri başardı gerçi onu. ama diğerleri sanki durum bu ama gitmesen de olur zaten sallamıyorum seni der gibi..

benden hoşlanan birilerinin olmasına sevinemiyorum bile. olmuyo böyle. ben beceremiyorum yaşamayı. ne olurdu sanki. hayallerimiz ortak olaydı. göz göze geleceğimiz günün umuduyla geçseydi gecelerimiz. uzak da olsa yanıbaşında hissetseydi beni. sesimin titrek tonunda bulsaydı ona karşı hislerimi. ortada bir şey olamasa bile gizli kalan çok şeyi görüp sevinseydi avunsaydı. ona kızarken bile altındaki sevgi sözcüklerini farketseydi. anlasaydı açık açık söyleyemediğimi.. iltifat cimrisi olduğumu. aşırı ilgi beklemedim hiç. sadece başka biri olmasaydı. ben geldim ardından onun için asıl olan geldi. daha doğrusu yeniden geldi. allahım resmen düpedüz aynı hikaye..bundan öncekinde de öyle oldu. hof!!

yine çırılçıplak kaldım. beni örten umutlarım uçtu gitti. gerçeğin soğuğu iyice kamçılıyor bedenimi. bu kadar acı niye? neyin intikamı bilmem ki. kırgın kalbim işte yine diğerinin acısını henüz kapamışken. gözlerim kamaşık, bulduğum cevhere sahip olma arzusuna yeni yeni başlamışken.. onu içimde büyütüp büyütüp kocaman yapmaya başlamışken.. ama bekliyeceğim malum zamanı. o küçük hayalle belki değişir her şey diye. daha vakit var.. daha çok yeniler diye.. umarım yine aynısı olmaz ve ben yine başka bi randevu hikayesi yazmam.

home home sweet home

evimize bırakılan ikea katoloğunu görünce yine sayfaların içinde hayallerimi tazelerken buldum. hayatımda ikea katoloğunu gördüğümden beri hayalim evimi ikeadan döşemek. halısı perdesi yatağı yorganı masası mumu vazosu saklama kutuları koltuğu yastığı şifonyeri çerçevesi aynası artık evin ne eşyası varsa hepsini ikeadan istiyorum. lüks değiller bir kere basit ama çok şık tasarımları var. hiç bir zaman zengin olabileceğimi derinlemesine düşünmedim. yani hayallerimi zenginlik temelli kurmadım. hani belki kurar gibi olmuşumdur da savmışımdır zihnimden. ya da zengin bir kocam olur diye hiç ümitlenmedim. ikimiz de orta halli oluruz diye düşündüm hep. böylesi daha iyi hem. o yüzden geniş lüks evler değil de daha küçük ama aydınlık ve kullanışlı evler vardı hayalimde. ve tabi odası çok olucak. çünkü bir sürü şey düşünüyorum: müzik odası çalışma odası sinema odası spor odası falan. evet bunlar çok fazla belki bi kaç odayı birleştirmek gerekiyo ya da salona taşımak gerekiyo ama bunların olmasını istyorum. ikeanın da küçük evler için çok pratik ama şık çözümleri var. beni cezbeden tarafı bu belki de. tabi harika tasarımlarından sonra.
ve evim hakkında ufak tefek ayrıntılar düşlüyorum. mesela mutfağımda meyve tabloları olmalı. özellikle üzüm incir ve nar. büyüklü küçüklü bir sürü meyve tablosu... solonda ise eşimle beraber gezdiğimiz yerlerde çektiğimiz fotoğraflar... muhtemelen deniz ve gün batımı manzaralarını baş köşeye asarım :D ama belli de olmaz hani nerelere gideceğimize bağlı antik yerlerin fotoğrafları da güzel olur duvarda. yıllar geçtikçe çoğalacak fotoğraflar artık yer kalmayacak belki sonra diğerlerini de küçültüp asmamız gerekicek ya da daha seçici davranıcaz.. yine de çok güzel bir şey. vee yatak odasında ise kırmızı çiçek tabloları gülüdür karanfilidir sardunyasıdır gelinciğidir..vs. duvarlar krem rengi olur veya açık renkli bir duvar kağıdıyla kaplanır perdelerse bordo.. kırmızı abajurlar ve mumlar.. bence harika olur.. diğer odaların duvarlarını ise o düşünsün canım..

kesinlikle büyük bir kütüphane olmalı. artık ayrı bir odada mı olur salonda mı bilemem ama ben duvara kadar çıkan kitap yığınını görmek istiyorum. evde sinema sistemi de olmalı. yani evlendikten sonra ne gerek var sinema salonlarında büzük büzük oturmaya. tabi takip edilen filmler için bir şey diyemem ama evde film izlemenin tadı çok başka. piyanoyu çok istiyorum. kendimin çalacağından değil hani o çalsa çok da iyi olur ama -müzisyen bi koca harika olurdu- çocuklarım için istiyorum asıl. ben gitarla yan flütü halletsem piyanoya da belki başlarım ama bilemiyorum işte.. çocuğumla beraber öğreniriz belki.:)


evimin banyosu geniş ve yeni olmalı. ne gerek var aslıda değil mi.. ama nedense takıntı işte bir sürü sabun şampuan ve kozmetik doldurcam banyoya mis gibi kokucak. aynasından yansıyan ışıkla pırıl pırıl parliycak fayansları. ha şimdi hatırladım neden geniş banyo istediğimi. temizlerken rahat olayım diye. çok ilginçtir ki bulaşık yıkamaya üşenen ben banyo temizlemeye bayılırım. ama işte geniş ve yeni olmalı. şapur şupur köpükler içinde elimde fırça saçım başım sırılsıklam olmuş bi vaziyette.. seviyorum işte ya :D

balkon detayı çok önemli. hele teras falan olursa varya allaah harika olur.. çiçekler koyarım oraya bi sürü. salıncak falan da koyarız. gerçi bahçeli bi ev olursa bunları bahçede de yaparız çok daha iyi olur ama nerde artık istanbulda öyle evler..varsa bile bütçemiz yetmez ki. :/

bütün bunlar olmazsa olmazlarımdı hayallerimde. değişiklikler ve eklemeler illaki olur yıllar geçtikçe. yine de umarım kocam olucak adamla zevklerimiz uyuşsun ve şu hayallerimi çok beğensin o da önceden böyle düşünmüş olsun. ya da öyle harika zevkli biri olsun ki. öyle yaratıcı fikirleri olsun ki ben hiç elimi sürmiyim gözlerim bağlı şekilde getirsin eve ben de dayalı döşeli hazır bir eve mest olarak konayım :)  ama beraber kafa patlatıp fikir bulmanın ayrı bi zevki olur. daha çok benimsersin evini. her köşesinde ikinizin parmak izlerinin olması orayı daha bir yuva haline getirir. dii mi ama? eneğm çoh duygulandım ben yaa:( aah ulan ah!!

31 Ağustos 2010 Salı

koku:

"bir kişiye aitse eğer hafızada kalan. onun yokluğunda can acıtan, burnunun direğini sızlatan şeydir... o kokuyu duymak, onun yakınlarda bir yerlerde olduğunu hissettirir, sanki "buradaymış" gibi düşünmenize sebep olur aklınıza oyun oynar. tehlikelidir... acıtır..."

"peşinden sürükleyen, sürükleten... zamandan öteye..."

"bellekte yerleşik bir zaman makinesidir. bir nefesle elli sene öncesine götürüverir... aniden... insanları görür, sesleri duyar, renklere bakakalırsın."

"bakışlar, sözler, yaşanılanlar bile unutulabilir belki ama koku daima hatırlanır nedense. koku hatırlandığı anda, unuttuğumuz sandığımız şeylerin aslında hala orda olduğunu görürüz. işte hafızanın acıtan kısmı bundan sonra başlar..."

"mekanlara, zamanlara, hayata bırakılan imzadır."

*parfüme takıntılı olduğumdan adı yok dergisinin 52. sayısında okuyunca koştum geldim yazdım :)

22 Ağustos 2010 Pazar

uuiiyy ağlarmişum meğersam

film izleyerek sabahladım bu gece. öncesinde büşra..
ucundan dokunmuyor değil hani. kabuk altı yaralarımı sızlattı biraz. biraz ama. eskiden olsa onda da kesin koyverirdim. ama kurumuştum hissizleşmiştim. gözlerimde buğulanıp kayboluyordu artık hüzünlerim.




ardından yüreğine sor.. 
başta çok folklorik geldi film. habire türkü söylemeler horon tepmeler.. ama gerçek olan bi aşk vardı. farklı dinden olsalar da onlar vazgeçmeyeceklerdi. ama yok illa çıkıcak birisi silah zoruyla sahiplenmeye çalışıcak hakkı olmayanı. tabi seven ne yapsın? (izleyen olursa diye söylemicem bu kısmı) dillerde dolaştı sevdası.

ve ben bunu seyrederken-inanmayacaksın- hüngür hüngür ağladım. boğazıma kadar gelip gözlerime de ulaştı nihayet. hıçkırabiliyordum. kirpiklerim sırılsıklamdı. yanaklarımdan sapır sapır gözyaşı damlamayalı o kadar olmuştu ki..parmaklarımın yüzümdeki nemli dokunuşlarını hissetmeyeli..

demekki gözyaşımı çalmamış biri. ardından ağlanmayacak kadar basitmiş. o kadar derine saklanmış ki gözyaşım çıkması için bir sevdalının ... ... gerekliymiş. ( inan sürprizi kaçardı)

yine betüllüğümü yaptım.nasıl; şevval sam masalcı rolünde anlatıyo bu acıklı aşk hikayesini. derken kadının teki sözüm ona başlıyo ağıt yakmaya :D ama allahım o nasıl bir tip nasıl bir ses tonudur..gözyaşlarıyla gülme krizine girdim. neyse ki film sonunda duygusal bi müzik koydular da ağlak moduma geri döndüm.



aynaya koştum hemen.sulanmış gözlerimi izledim kuruyana kadar. kimbilir yaşlar kaç zaman daha  uğramayacaktı bu gözlere kimbilir kaç zaman daha gerçek aşka şahit olamayacaktım. film bile olsa..



ha bunu dinleyesun

bisikletime aşık olan kedi :P

uzaktan farkettim onu. öylesine bir kedidir diye geçip gidicektim yanından. sonra mavi gözlerine takıldı gözüm. zaafım. durdurdum bisikletimi. ben uzaktan severim hayvanları. çekingen bi şekilde izledim önce. miyavlamaya başladı. beni götür dediğini hissediyordum. aklımdan geçmedi değil. koyup sepete tıngır tıngır götüresim geldi. ama ya beceremezsem. evi pisletirse. besleyemezsem hayvan açlıktan ölürse. hem ben uyurken ya yatağıma çıkarsa yüzümü gözümü yalarsa. ı ıh. bana göre değil.
çekingenliğim yavaş yavaş gitmeye başladı. aklıma hep onun küçük bir kedi olduğunu ve en fazla ne kadar zarar verebileceğini getirdim. öyle öyle dokunmaya başladım bile. iyice yaklaştı. tuhaf olanı gözümü converselerime ve bisikletime dikmişti. ayağımı çekince bisiklete yöneldi. jantlara sürünüyo tekeri ısırıyo tırmalıyo zincire tutunuyo falan.. :D tamam bisikletimin çekici olduğunu biliyorum ama bu düpedüz tecavüz be kedicik :D sırtını okşayıp dikkatini bana vermesini sağladım. ama kedinin tuhaflıkları bitmedi. tuhaf tuhaf kasılmalar gerinmeler. ağzını avcuma değdirmeye çalışmalar..:D kucağıma almamı bekliyo garibim. ama imkansız be güzelim.. evden paldır küldür çıkmıştım. çantam olaydı ıslak mendille falan siler öyle kucağıma alırdım belki ama. o şekilde hangi pisliğe ağzını soktuğunu süründüğünü bilmeden fazla samimi olamazdım:D:D ıyy düşününce daha kötü oluyor..yine de o masmavi gözleri olmasa dönüp bakmazdım. bu bile fazlaydı ona :P belki biraz tombul olsaydı daha farklı olurdu. çok çelimsizdi be hiç albenisi yoktu. hem sanırım çingenenin teki besliyordu onu. süt falan koymuştu. vicdanım da rahattı :D
sonra o da yüz bulamadığını anlayınca arabanın altına kaçtı yavşak. :D ben de hıh diyip sürdüm bisikletimi yoluma devam ettim. :)

bi de bi de bu bulutu çok sevdim de şeyettim öyle :D

21 Ağustos 2010 Cumartesi

saçmalıklar silsilesi-...

bilmiyorsun bunu. ama ben her yaz gecesi böyleyim. yalnız, bunalmış ve yazmaktan başka rahatlatıcı meşgalesi olmayan. yazınca rahatlıyor muyum emin değilim. içimde kalmıyor ya o iyi işte.

şeftaliyi çok severim. gittim buzdolabına sevinçle kaptım birisini evirdim çevirdim. ezik yanlarını görünce koydum yerine. bakmadım diğerlerine. bi şey çöktü üstüme. birazdan yine giderim gerçi. şeftaliyi seviyorum.

sıkkınım işte. hiç bir şey yapamadan. daha doğrusu yaptıklarım bi işe yaramadan ölücekmişim gibi. ne kadar küçüğüm ne kadar görünmezim.

hayallerim ve ben sap gibi kalıcaz. o olucak..

dinlersen mutlu olurum..:/

20 Ağustos 2010 Cuma

oruç..

hiç bir şekilde kimseyi yargılamıyorum. mesaj verme kaygım da yok. söyliyim de :P

bu ramazan bir farklı düşündüm orucu. belki bu ramazan daha zorlandım ve kendimi sorguladım. geçen bir arkadaşım(canım benim) bir şey söyledi: oruçlu bi insan karşısındaki oruç tutmayan birinden saygı beklememeli. eğer oruç nefis muhasebesiyse bir bakıma ve anlamaksa açları. durup düşünmeli. evet kimbilir ben de açların susuzların önünde karşımdakini hiç düşünmeden yedim, içtim. ve benim bu halim belli bir saatle sınırlı. onlarınsa suyu yemeği vaat eden tek bir dakikaları bile yok. ve ekledi bence her müslüman ramazan dışında gizlice oruç tutmalı. kesinlikle haklı. ben de sevmem oruçlu birinin hiddetlenerek saygı beklemesini. ama oruç tutmayan birini gördüğümde hiç bu şekilde düşünmemiştim.

bazen tuttuğum orucun kabul olup olmadığı hakkında endişelere kapılıyorum. ya her şey boşu boşunaysa. ya kabul görmezse diye. ama sonra farkediyorum. Allah'a duyduğum o muhteşem büyük sevgiyi. yani burda 10 adım ilerdeki buzdolabının içinde soğuk su dururken bense şu sıcak ağustos günü susuz kalmayı tercih ediyorum. bunu bana yaptıran sadece sevgidir. herkese de öyledir. böyle düşününce daha bir rahatlıyor içim. niye insanlar önlerindeki nimete aslında ihtiyaçları varken yüzçevirsinler ki. bu yüzden oruç tutanları görünce sanki akrabamı görmüş gibi oluyorum. ayrı bir kan çekiyor. hele artık oruç bilinci seyrekleşmişken. ramazanla gelen iftar sahur reklamlarına da bayılıyorum. niyetleri sadece dikkat çekmek ve para kazanmak olsa da. yapımcılar ya da oyuncular oruç tutmuyo olsa da. değer verdikleri için ve bunu devam ettirdikleri için. sevilmeye değer işte.

ve ramazanın getirdiği ayrı bir canlılık oluyor. sultanahmet ve civarında özellikle. o panayıra bayılıyorum. :) pamuk şekerdir macundur hepsi ramazan da ayrı bir güzel oluyor. hani ramazan dışında belki aramam macunu ama ramazan gelince bi yiyelim diyorum :D bu sene daha nasip olmadı ama geçen yıl baya gitmiştim. bu arada sultanahmete gelen hatay künefecisine mutlaka gidin. yediğim en iyi künefelerden ve istanbulda hiç şubesi yok. zaten önündeki kuyruktan anlarsınız :) gerçi bu yıl biraz değişik olucakmış panayır yerleşimi. beyazıta standlar falan kuruluyodu en son.bitmeden ramazan bi görmek lazım :D acaba diğer illerde nasıl? istanbul her konuda olduğu gibi ramazan için de ayrı bi özel ama mesela izmirde nasıl hissediliyor? iftar vakti sokaklara çöken ıssızlık orda da var mı? restoranlarda ayrı iftar menüleri oluyor mu orda da? neyse ne canım benimki de soru :D

ve dearcım iftara kadar Allah kolaylık versin. haydi görüşürüz.. :D

19 Ağustos 2010 Perşembe

işte burdayım

yeniler için bi açıklama yapma gereği duydum. bundan önceki yazılarım http://deardear90.wordpress.com/ 'a ait. bundan sonra buradan devam edicem. oraya da aynı zaman da kopyalayabilirim gerçi. kararsızım. neyse hoşgeldik madem :)

sızlayan yara olarak gitar..

bir sevgi pörtlemesiyle yazıyorum. çünkü biricik bir insan yazmam gerektiğini söyledi. seni seviyorum biricikim. muckss.. mevzu bahis olacak konumuz bu akşam naçizane bendenizin yüreğinde sızlayan bir yaradır. efendim çok fazla uzatmadan mevzuuya gireceğim.

benim bir ev arkadaşım var efendiler. şimdi değil ama ben ona eski ev arkadaşım demeye utanıyorum. o benim her zaman ev arkadaşım olarak kalıcak. güzel insan.. ahh. özledim. :( evet. o insan ara tatilin bitimine yakın gitar kursuna kayıt açılmış diye haber verdi. ben de bi ilgi öbeği oluştu tabi. ne de olsa müzüğü severim. hemi de gitarlan yapılırsa. işte koştura koştura bi heycan bi sevinç başladım kursa. hayatımın dönüm noktalarından biri oldu bu. harika bir hocayla tanıştım. ona harika kelimesi hafif de kaçıyor olabilir. duruşu, sesi, kültürü, bilgisi, insana yaklaşımı, sabrı, mütevaziliği... her şeyiyle insanı büyüleyen bir varlık. allah sizi inandırsın, eğer hala gitara devam etmek istiyorsam sırf o hocanın sohbetinde bulunmak için. sırf onla biraz daha aydınlanmak için. yoksa benim asıl istediğim yan flüt. çocukluk hayalimin ölene kadar hayal kalmasını istemiyorum. ama yine de erteliycem. öyle bir gitar çalışı var ki anlatamam. ondan iyisini dinlemedim desem bence yalan olmaz. kendisinin götürdüğü bir gitar konserine gitmiştik. çok sıkıldım. çekmedi. ama hocamın derste çaldıkları o kadar büyülüyor ki insanı. o an asla tahmin edemem yüz ifademi. gitarımı kucağıma alıp yanağımı yaslıyorumdur muhtemelen ve ağzım açık dinliyorumdur. o derece güzel çalıyor. üstelik üniversiteden sonra ciddi anlamda başlamış çalmaya. ve şu anda geldiği nokta inanılmaz.
gitardan çok beklentilerim yok açıkçası. akorları biliyim. bi şarkıyı duyduğumda ezgisini akorunu arpejini çıkartabileyim. ve kendi bestemi yapabileyim yeter. :D küçümsemiş gibi duruyorum değil mi? ama öyle daha ne isteyim. aslında başlarken ki heycanım ve hırsım olsa kısa zamanda başarabilirim bunu. belki.. ama her işte olduğu gibi giderek sönüyorum. bu sefer böyle olmasın ne olur. işte yazımın sebebi bu aslında. kendimi motive etmeye çalışıyorum. az zamanım kaldı ve ben diğerlerine yetişmeliyim bu arada. oof! :/

vakit kaybetmemem lazım dear. sım sıkı kucaklıyorum seni. hep benimle kal :)

günahh yaa...ne oldu yavrum sana, nooldu yavrum?

ve zaten hep kendime kızıyorum. bak yine yazmamam gerekiyor dear. kendimi küçük düşürmüş gibi hissediyorum. saçma sapan hadiseleri kafama taktığım için. ama çok kızgınım. şu sıralar hep öyleyim. yakında belki sana müjdeli haberlerim olucak ama umutlanmayalım. gülbeyazı izlemişindir dear. hayatımın aşk konulu dizisidir. onu izledikten sonra hep istediğim nefret temelli bi aşktı biliyor musun? hani baktığında o iki insan birbirini sevmiyormuş gibi. öyle istedim evet. ama bazen yaşadıklarım bu duamın kabülü mü yoksa baş belası mı ayırt edemiyorum. insanları kaybetme korkum da bu yüzden. ya o doğru insansa. ya kaçırdığımda tekrar bulamazsam..karşımdakinin ne düşündüğünü bilmiyor oluşum, bi sn. sonrasını tahmin edemem de çok can sıkıcı. kızgınlığım belki bu yüzden. ama doğru insanı bi gün bulucağıma eminim. belki onu gördüm bile. belki aynı otobüste sıkıldık. belki aynı vapurda denize baktık. belki aynı trende uyuduk. belki aynı kuyrukta bekledik. belki onu tanıyorum. belki hiç görmedim. belki farklı bi ırktan. ayrı dilleri konuşuyoruz belki. ne olursa olsun onu bulana kadar çok acı çekicem. çok defa insanların arkasından bakıcam ve gidişlerini seyredicem. acı çektiren iyidir. ama arada bir gülümsese, sırtımı sıvazlayıp geçicek dese olmaz mı? ondan sonra ne bok yerse yesin afedersin. ama dengelesin lütfen. azıcık belli etsin.. hı olmaz mı? çok çaresiz gibi duruyorum dear. ama beni görsen öyle demezdin. evet bu duruşumdan hiç belli olmuyor. bilmiyorum ya da ben öyle zannediyorum. her neyse öyle işte..